Kutsiyeti kanıtlanmış şehir: KUDÜS

İslam’da Kudüs’ün özel bir yeri ve önemi vardır. Dünyadaki tüm Müslümanlar; mezhepleri, cemaatleri ne olursa olsun bu konuda görüş birliğine varmışlardır. Birçok peygamberi bağrında barındırması, İslam’ın ilk kıblesi olması, İsra ve Miraç olaylarının merkezi olması, ribat ve cihad yurdu olması Kudüs’ü Kudüs yapan değerlerdir. Bu özelliklerden bir tanesine bile sahip olması Kudüs’ün kutsal olmasına yetecektir. Ancak Allah(c.c.) Kudüs’ün etrafını mübarek kıldığını bildirmiş ve ona birçok güzellik bahşetmiştir. Bu da Allah’ın (c.c.) Kudüs’e verdiği önemi kanıtlamaktadır. Bizler Kudüs’ün bize ne ifade ettiğini ve Kudüs’e neden sahip çıkmamız gerektiğini anlamamız için yukarıda saydığımız özellikleri bilmemiz ve kalbimizde hissetmemiz gerekir.

Öncelikle Kudüs’ün tarihine baktığımız zaman Hz. Davud (a.s), Hz. Süleyman (a.s), Hz. İsa (a.s) ve daha birçok Peygamberin bu kutsal topraklarda yaşadığını, , vahiylerini bu topraklarda aldığını, davet ve tebliğ çalışmalarını bu topraklarda yaptığını görürüz.

“Onu ve Lut’u kurtarıp âlemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik.” (Enbiya 21/71)

Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an’da “Âlemlere bereketli kıldığımız bir yer” ile Suriye ve Filistin topraklarının kastedildiğini söylemiştir. Kudüs ve Mescid-i Aksa da bu toprakların içerisindedir. Yani Hz. Lut’un (a.s) ve Hz. İbrahim’in  (a.s) bereketli topraklarda yani Kudüs’te bulundukları ve dinlerini burada yaydıkları belirtilmiştir.

            “Süleyman’a da şiddetli esen rüzgârı müsahhar kıldık. Rüzgâr onun emriyle mübarek kıldığımız yere doğru eserdi ve Biz, her şeyi bilenleriz. (Enbiya 21/81)

Taberi tefsirinde, ayette geçen mübarek kılınan yer, o zamanlar Kudüs Şam beldesi içerisinde olduğu için “Şam beldesi” olarak açıklanmıştır. Bu ayette de Süleyman (a.s) rüzgâr gücünü kullanarak Kudüs’e yolculuk yaptığından bahsedilmiştir.

            “Andolsun İncir’e ve zeytin’e, Sina Dağı’na ve şu güvenlikli beldeye.  (Tin 95/1-2-3)

“Hayat kaynağı Kur’an Tefsiri’nde” Prof. Dr. Sait Şimşek ayeti şöyle açıklamıştır: “Bazı bölgeleri orada yetişen bitkilerle isimlendirmek Arapların adetlerindendi. Arapların bildiği bölgeler arasında incir ve zeytin Şam ve Filistin bölgelerinde yetişmektedir. Hıristiyanlığın bu bölgelerden dünyaya yayıldığı düşünülürse bu meyvelere yemin edilmesi ister istemez bu dini akla getirmektedir. O halde Sina Dağı’na edilen yemin Hz. Musa’ya(a.s) gelen vahyi, güvenlikli beldeye edilen yemin de Hz. Peygamber’e(s.a.v) gelen vahyi, incir ve zeytine edilen yemin ise Hz. İsa’ya(a.s) gelen vahyi ve bu bölgeleri akla getirmektedir.

            Bu tefsire göre Hz. İsa(a.s) da Kudüs’te yaşamış, ilk vahyi burada almış ve Hıristiyanlığı burada yaymaya çalışmıştır. Ayetlerde gördüğümüz ve daha birçok ayette de görebileceğimiz gibi Kudüs peygamberlerin birçoğunun bulunduğu bir merkezdir. Peygamberlerin birçoğuna da bu mukaddes topraklarda vahiy gelmiştir. Onlar dinlerini bu mübarek yerde yaymışlardır. Kudüs’ün bize ne ifade ettiğini anlamak için başta bunu bilmemiz gerekmektedir.

            “Kulu Muhammedi bir gece Mescid-i Haram’dan (Kâbe’den) yola çıkararak kendisine bazı mucizelerimiz, olağanüstülüklerimizi gösterelim diye çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa’ya (Kudüs’e) ulaştıran Allah her türlü noksanlıktan uzaktır. O her şeyi bilen ve her şeyi görendir. (İsra 17/1)

Kudüs’ün Ve Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar için diğer bir önemi ayette de belirtildiği üzere İsra olayının ve daha sonra da Miraç olayının merkezi olmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v) Hz. Âdem’den(a.s) kendisine kadar gelen tüm peygamberlere bu kutsal mescitte namaz kıldırmıştır. Bu mescid, dünyada sadece tek hak din kaldığına ve tüm peygamberlerin Peygamber(s.a.v)’e tabi olduklarına şahit olmuştur. Bu tarihi olayın şahitliğini yapan Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar için önemi büyüktür.

Mescid-i Aksa’nın önemini şöyle bir soruyla daha iyi kavrayabiliriz: “Allah(c.c) kulunu neden direk Mescid-i Haram’dan değil de ilk önce Mescid-i Aksa’ya İsra yaptırdıktan sonra Mirac’a yükseltmiştir?

            Prof. Dr. Yusuf El Karadavi’nin “Her Müslüman’ın ortak davası Kudüs” kitabında bunun sebebini şöyle açıklamıştır: ”İki kutsal mescidi birbirine bağlamaktır. Bu bağlantının Müslümanların bilinç, şuur ve vicdanında oluşturduğu etki büyüktür. Çünkü her iki mescit kutsallıkta birbirine eşittir. Dolayısıyla Müslümanlar ikisinden birini terk etmeleri halinde diğerini de terk etmiş olacaklardır.”

            Açıklamadan da yola çıkarak Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu iki mescid arasındaki İsra yaparak tevhide dayalı tüm dinlerin kutsal saydıkları yerleri birbirine bağlamaktadır. Bütün peygamberlerce kutsal sayılan bu değerler Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından da kutsal sayılmıştır. O halde bütün Müslümanların bu kutsal değerlere sahip çıkması gerekmektedir.

            Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar için en önemli özelliklerinden biri de Müslümanların ilk kıblesi olmasıdır. Miraç’ta namazın farz kılınmasından sonra Müslümanlar üç yıl Mekke’de on altı-on yedi ay Medine’de Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılmışlardır. Günümüzde bir buçuk milyar Müslüman’ın aynı merkeze doğru(Mescid-i Haram) namaz kılmaları Müslümanlar için kıblenin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir. Ve bu kutsal görevi de dört buçuk yıl boyunca Mescid-i Aksa’nın yapması onun kutsiyetinin en büyük kanıtıdır. Günümüz Müslümanları Kudüs davasına sahip çıkmak istiyorlarsa kalplerinde Mescid-i Haram ile Mescid-i Aksa’yı aynı yere koyarak, birine gelen kötülüğü diğerine gelmiş gibi kabul edip bu yolda mücadele etmeleri gerekir.

            Ebu Hureyre ve Ebu Said El Hudri’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor: “(ibadet maksadıyla) sefer ancak üç mescide yapılır. Bunlar Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve benim şu mescidimdir.”

            Hadisten de anlaşıldığı gibi Mescid-i Aksa ibadet niyetiyle sefere çıkılan üç kutsal mescitten biridir. Bu üç mescid dışındaki hiçbir mescide ibadet maksadıyla sefere çıkmak caiz değildir.   

            “Mescid-i Haram’da kılınan namaz başka yerde kılınan yüz bin, benim mescidimde kılınan namaz başka yerde kılınan bin, Mescid-i Aksa’da kılınan namaz ise başka yerlerde kılınan beş yüz namaz gibidir.”

            Ebu Zer (r.a)’ın rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz’e(s.a.v):” Ya Rasulallah! Yeryüzünde ilk önce hangi mescit inşa edildi” diye soruldu. Rasulallah (s.a.v) : “Mescid-i Haram” buyurdu. Sonra hangisi diye soruldu. Rasulullah(s.a.v), Mescid-i Aksa diye cevap verdi.

            Bir namaz üç mescid dışında nerede kılınırsa kılınsın aynı sevap yazılır. Ancak Allah(c.c) Mescid-i haram, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Nebevi’de namaz kılan birinin sevaplarını kat kat artıracağını vaat etmiştir.

            Kudüs bir özelliğiyle daha karşımıza çıkmaktadır ki Kudüs, ribat ve cihad yurdudur. Makalenin başından sonuna kadar söylediğimiz ayetler ve hadisler çerçevesinde düşündüğümüz zaman Kudüs’te Peygamber Efendimiz’den(s.a.v) önce gelen birçok peygamber hak ile batıl mücadelesini bu kutsal mekânda yapmıştır. Sahabe ve tabiin de Peygamberimiz’in(s.a.v) teşvikiyle bu hak ve batıl mücadelesini Kudüs’te sürdürmüşlerdir. Kudüs bu nedenle iyinin ve kötünün, faydalının ve zararlının, doğrunun ve yanlışın, güzelin ve çirkinin, hakkın ve batılın, adaletin ve zulmün birbirinden ayrıldığı ve birbirleriyle sürekli mücadele halinde olduğu mekân haline gelmiştir.

            Bugünkü Müslümanların da Kudüs’ü anlamaları için bu mücadeleyi benimsemeleri gerekmektedir. Kudüs’te yaşayan Müslümanlar Kudüs’ün muhafazası için sürekli bedel ödemişlerdir. Onlar sadece seslerini değil, akıllarını, ellerini, ayaklarını, kalplerini ve sonunda da canlarını ortaya koymuşlardır. Onlar yılmamışlar, umutsuzluğa düşmemişlerdir. Çünkü sonunda mükâfatın ne olacağını her zaman akıllarında tutmuşlardır. Bizler de Kudüs davasını anlamak, hak-batıl mücadelesini devam ettirmek için bunları bilmek zorundayız.

Mustafa Enes BALCI

Beyoğlu Anadolu İmam-hatip Lisesi 11.sınıf