Kudüs'te Osmanlı Düzeni

Bütün Hıristiyan mezhepleri için kutsal olan, Kutsal Kabir Kilisesi, Osmanlı'nın kurduğu düzene göre kullanılıyor. Osmanlı çatının statüsünü belirlemediği için 1948-67 arasında kilise çatısız kalmıştı kudüs'teki Türk mirası bin yılın üzerinde bir geçmişe sahip. Bunun dört asırlık bir kısmı şehrin Osmanlı egemenliği altında olduğu uzunca bir dönemin ürünüdür. İsrail'in sabık başbakanı Ehud Barak, Osmanlı'nın pırpırlı bir onbaşıyla yıllarca kudüs'te barış ve huzuru sağladığını itiraf etmişti. Bu başarının sırrı neydi? Ne Kudüs ne de yörenin kamu hafızası bu 400 yıllık maziden kopartılarak tanınamaz. Özellikle son yıllarda dinler ve kültürler arası çatışmaların kızışmasıyla Osmanlı yönetimi altındaki nisbi güvenlik ve huzur ortamına karşı yeni bir özlem uyanmış, Osmanlı'nın 'barış formülü' bölgeyi 50 yıldır kana bulayan çatışmaya alternatif bir çözüm oluşturabileceği ümidiyle gündeme getirilmiştir. Osmanlı geçmişinin dini mekanları yöneten statüko kanunlarıyla, sokaklara hâlâ egemen olan mimari mirası, dil, müzik ve mutfağında kendisini hâlâ gösteren etkisiyle yaşanılan günün bir parçası olduğu kudüs'te Osmanlı yönetim tarzının nasıl olup da tarafları birbirine girmekten alıkoyduğunu anlamak barışa giden yolların tamamının kapalı göründüğü günümüzde yeni bir açılım olabilir.

Osmanlı'nın bir Kudüs'ü vardı...

kudüs'ün bin türlü Osmanlısı... Kudüs'teki Osmanlı bu bin türlü Osmanlıdır. Müslümandır, Hıristiyandır, Yahudidir... Türktür, Çerkestir, Rumdur, Rustur, Almandır, Avusturyalıdır ama Osmanlıdır. Kudüs tarihi müzesindeki bu sebil önü maketi Osmanlı Kudüs'ünün bu heyecan veren mozayiğini anlatmaktadır. Gerçekten Osmanlı kudüs'ünde Yahudi ayakkabıcı, Arap köylüsü fellah, Rus Ortodoksu Hıristiyan hacı, Avrupalı zengin gezgin ile bir arada görünürdü. Bugün kudüs'te dünyanın dört bir yanından gelme insanlarla karşılaşabilirsiniz ama Osmanlı Kudüs'ünde olduğu kadar renklilik arzetmez bu. İşte araştırılması gereken bu mozayiği bir arada tutan Osmanlı ruhudur.

Memlük kudüs'ü imparatorluğun gerilemesi ile birlikte önemini kaybetmişti. Bu yüzden halk Osmanlı'yı yeni bir ümitle kabullenmişti. Osmanlı Kudüs'ü üç sancaktan oluşan bir mutasarrıflıktı: kudüs, Nablus ve Gazze Sancakları. Bunların hepsi de Şam Vilayeti'nin parçaları durumundaydı. 400 yıllık Osmanlılığının bazı bölümlerinde kudüs Şam Vilayetinden alınmış ve Beyrut Vilayeti'ne bağlanmıştır. Bütün bu tarih boyunca değişiklikler göstermekle birlikte Mutasarrıflığın sınırları güneyde Gazze'den kuzeyde Nablus'a kadar uzanırdı. 1553 yılında şehrin nüfusu 13 bin 384 kişi idi. Hıristiyan ve Yahudi cemaatlerinin her biri bin 650 kişi civarında idi.

Kanuni döneminde Yahudiler hâlâ Taberiyye veya Safed şehirlerinde yaşamayı kudüs'e tercih ederlerdi. Ancak Osmanlı fetihlerinin getirdiği güvenlik ortamında artan nüfusla birlikte şehrin Yahudi nüfusu da artmıştı. Henüz bir Yahudi mahallesi yoktu. Bütün cemaatler bir arada yaşarlardı. Şehrin güneyindeki Rişa, Şaraf ve Maşlah mahallelerinde yoğun bir Yahudi nüfusu bulunurdu. Bu yıllarda Avrupa'dan Kudüs'ü ziyarete gelen Yahudi hacıları buradaki Yahudilerin yaşadığı özgürlük karşısında şaşkına dönmüşlerdir. 1535 yılında kudüs'e gelen İtalyan Yahudisi David de Dossi Yahudilerin burada devlet kademelerinde bile görev alabildiklerini hayretlerle kaydeder. 'Burada sürgünde değiliz. Burada adeta kendi ülkemizdeyiz. Gümrüklere ve vergilere bakan memurlar Yahudiler burada. Ve Yahudiler için özel vergiler yok...' Gerçekten Osmanlı Devleti şeriatın getirmiş olduğu cizye hukukunu sıkı bir şekilde uygulamamışlardı. Kudüs'te cizye ödemek durumunda olan Yahudiler bile bunu mümkün olan en alt seviyeden ödemekteydiler. Osmanlı mahkemeleri Yahudileri korurdu ve şahitlikleri kabul edilirdi. Cemaatlerinin otonomisi hem teşvik edilir hem de muhafaza edilirdi.

Gayrimüslimlere gösterilen bu müsamahanın ülkenin huzur ortamında etkisi olduğu muhakkak. Ancak Kudüs şehrinin huzuru Osmanlıya has iki uygulamaya dayandırılmıştı. Bunlardan ilki millet sistemiydi. Cemaatler millet sistemi içinde otonom bir statüye sahip olurlar, kendi dinlerinin gerektirdiği şer'i meseleler kendi mahkemelerinde, kendi hakimlerince çözümlenirdi. Kısacası herkesi bağlayan kurallar minimuma indirilmiş, devlet küçültülmüş fakat hareketli kılınmıştı. Millet sisteminin kontrolörlüğünü yapan Osmanlı mutasarrıfı ve kadısı İstanbul'dan gönderildiğinden cemaatlerden herhangi birine karşı kayırma veya hak yeme olmazdı. Millet sistemi Osmanlı tarihi uzmanlarınca yeterince incelenmiştir ve işin doğrusu aile ve miras hukukuna bakan yönüyle bugün de İsrail'de uygulanmaktadır.

Osmanlı'nın bugünün sınır kavgasına cevap olabilecek çözümü kendine has ikinci uygulamasıydı ve bunun da prensipler ve uygulamalar diye ayırabileceğimiz iki şubesi vardı. Bu uygulama şehrin mahallelere ayrılması ve cemaatlerin kontrol ve otorite alanlarının belirlenmesi ile alâkalıydı. Öncelikle prensipte Osmanlı toprak egemenliğinin kime ait olduğu tartışmalarına hiçbir zaman girmemişti. Her türlü egemenlik Allah'a ve dolayısıyla onun yeryüzündeki hadimi olan Sultana aitti ve paylaştırılması sorunu yaşanmıyordu. Diğer taraftan şehir de sınırları olan mahallelere ayrılmamıştı.

Osmanlı yönetimi cemaatlerin kapalı mahalleler ve koloniler oluşturmasına, dolayısıyla kendilerini çevreleyen diğer cemaatlerle aralarına bir kültür duvarı kurmalarına izin vermezdi. Kudüs'te Ermeni, Hıristiyan, Yahudi ve Müslüman Mahalleleri vardı ama bunlar coğrafi ayrımları ifade etmiyorlar, aynı uzayı paylaşıyorlardı. Yani Müslüman Mahallesi ile Hıristiyan Mahallesi aynı mekandaydılar. Osmanlı kudüs'ü olan Eski Şehirdeki bu durum bugün de devam etmektedir ve bu durum doğrusu şehri coğrafi olarak mahallelere, yani egemenlik alanlarına bölmeye çalışan yeni yönetimlerin işini zorlaştırmaktadır. Bugün coğrafi olarak Filistinlilere verilmesi konuşulan mahallelerde Yahudi dini müesseseleri vardır ve Yahudi Mahallesi'nde de cami ve kiliseler. Osmanlı döneminde mekanlar sahiplik hakları olarak paylaştırılıp egemenlik hakları paylaştırılmadığı için bu bir sorun teşkil etmiyordu.

Osmanlı'nın önemli bir başarısı sahiplik haklarının da sık sık tartışmalara yol açtığı Hıristiyan kutsal mekanlarında dayatmayı başardığı statüko uygulamasıdır. Bunu güzel bir şekilde ifade etmesi açısından Ortodoks, Katolik, Ermeni ve Süryani kiliselerinin paylaştıkları Kutsal Kabir Kilisesi'nin hikayesini anlatmak yerinde olacak. Kutsal Kabir Kilisesi'nin kontrolü dört Hıristiyan cemaati arasında paylaşılmaktaydı.

Kilisenin bir parçasını kontrol etmenin manası orada ibadet yapmak, lambalar taşımak, dekorasyonlar asmak ve hepsinden öte o bölgenin temizliğini takip etmek, dini ritüellerini yerine getirmek ve gerektiğinde renovasyonunu yapmak demekti. Herhangi bir dekorasyonun yerinden kaldırılıp yenilenmesi, bir lambanın asıldığı sütundan alınması gibi sıradan uygulamalar bile statüko kanunu çerçevesinde gerçekleşirdi. Tabii bütün mezhepler Kilise'nin mümkün olduğu kadar fazla kısmının bakımını üzerlerine almak istediklerinden yeni restorasyon projeleri çatışmalara, bazıları kanlı kavgalara yol açıyordu.

Osmanlı Devleti 1757 yılı kadar erken bir dönemde bu çatışmaların önünü almak istemiş ve Kutsal Mekanlarda statüko ilan eden bir ferman ilan etmişti. Kilisenin önünde bulunan avlu ve avluyu yola bağlayan merdiven basamaklarını temizleme sevabı 1852 yılında Rum Ortodoksları ile Latin Katolik Kilisesinin birbirine girmesine neden olmuştu. Basamakların en altta olanı bir uçtan bakıldığında bariz bir şekilde basamak iken, diğer bir uçtan bakıldığında net bir şekilde avlunun bir parçası olarak görülüyordu. 1757 fermanında mezhepler arasında mekanlar dağıtılırken avluyu temizleme hakkı Ortodokslara, basamakları temizleme hakkı Katoliklere verilmişti.

1852 yılının günlerinden birgün temizlik sırasında mezhepler 'Vay siz bizim sevaplarımızı kapıyorsunuz' diyerek birbirine girmişler ve rivayet olunduğuna göre büyüyen çatışmalarda onlarca kişi ölmüştü. İstanbul duruma vâkıf olduğunda derhal bir ferman çıkararak bu kutsal mekanlarda yeni bir statüko ilan etmişti: 'Kutsal mekanlarda ben geleceğim, milimi milimine kimin nereyi temizleyeceğini ben belirleyeceğim. Bundan sonra da bir taşı yerinden oynatan kafasını yerinden oynatmıştır. Biline…'

Ferman Kudüs'e iletilir iletilmez kilisenin önündeki meydanda okunmuştu. O sırada bir Ermeni papazı kilisenin ön cephesindeki pencerelerden birini dayadığı ahşap bir merdivene basarak temizlemekle uğraşıyordu. Adamı derhal aşağı indirmişler ancak merdiveni kaldırmak istediğinde müdahale edilmişti. O günden itibaren Osmanlı'nın ilan etmiş olduğu statükonun devamının ifadesi olarak bu merdiven orada tutulmuştur. Bugün halen Osmanlı'nın o zaman gelip belirlemiş olduğu mezhepler arası paylaşım hayattadır ve 150 yıllık merdiven pencerede bu statüko kanununun temsilcisi olarak durmaktadır.

Nitekim Osmanlı gönderdiği uzmanlarla mekanları milimetrik olarak paylaştırmıştır. Bu arkadaki son basamağın da Katoliklerin hakkı olduğuna karar vermiştir. Osmanlının statüko fermanındaki bir eksikliğin Kutsal topraklarda huzuru nasıl kaçırabildiğini anlamak için hikayenin devamını dinlemek gerek. Osmanlı statükosu camlar kırıldığında kimin tamir edeceğine kadar sevapların tamamını paylaştırmış, ancak Osmanlı günün birinde binanın çatısının çökebileceğini hesaba katamamıştı. 1948 yılındaki bir yangında kilisenin çatısı çökmüş, ancak 1967 yılına kadar mezhepler aralarında çatının sevabını paylaşamadığından çatı restore edilememiştir. Ancak 1967 yılında bölge İsrail'in eline geçtiğinde İsrail'in aracılığı ile mezhepler biraraya gelmiş, uluslararası bir komisyon oluşturularak Osmanlı'nın statükosuna yeni bir madde eklenmiş ve çatı ancak bu şekilde tamir edilebilmiştir.

Osmanlı'nın Kudüs ve Kudüs'teki kutsal mekanların idaresine getirdiği orijinal yaklaşım ve bunun ne kadarının günümüze uygulanabileceği derin akademik araştırmalara konu olacak bir mevzudur. Türkiye'nin Ortadoğu politikasındaki iniş ve çıkışlara rağmen bu tarihi bağ varlığını en azından semboller düzeyinde korudu. Türkiye Cumhuriyeti'nin Kudüs'e olan ilgisinin özel bir yönünü de Harem–i Şerif alanında bulunan Kubbetü's Sahra ve Aksa Camii gibi kutsal mekanlar oluşturmuştur. Kanuni Sultan Süleyman'dan beri Kubbetü's Sahra'nın çinilerinin yenilenmesini üzerine almış olan Türkiye, Cumhuriyet döneminde de bu geleneği devam ettirmiştir.

Bugün İslam dünyasının en büyük mimari şaheseri olarak görülen Kubbetüssahra'nın binayı göksel bir varlık gibi gösteren mavi çinileri Kütahya'dan gitmektedir. Yine İkinci Abdülhamid'in başlattığı bir gelenek Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devam ettirilmiş ve Kubbetü's Sahra'nın halıları Türkiye'den gönderilmiştir. Celal Bayar'ın cumhurbaşkanlığı ve Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde Kubbetü's Sahra'nın halıları değiştirilmiş, daha sonra Aksa Camii kısmının da halılarının Türkiye'den getirilmesine karar verilmiştir. Halk bazında da bu duygu bağı sürmektedir. Nitekim 2000 yılında yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 63'ü Kudüs'ün kendileri için önemli olduğunu kaydetmiş, sadece yüzde 2'si şehrin mevcut şekliyle İsrail'in egemenliği altında kalmasını savunmuştur.

PEYGAMBERLERİN İZİNDE

Milattan Önce
1650: Hz. İbrahim Kudüs'ten geçer ve Kudüs güneylerinde El–Halil şehrinde daha sonra kendisinin de defnedileceği mezarlık mağarasını satın alır.
1230: İsrailoğulları Mısır'dan çıkarlar.
1190: İsrailoğulları Filistin topraklarına girer ve Eriha'dan başlayarak Kutsal Toprakları ele geçirmeye başlarlar.
1020: Kral Saul Kudüs'ü ele geçirerek İsrailoğullarının topraklarına katar.
1000: Hz. Davud'un krallığı altında Birleşik İsrail Krallığı kurulur ve Kudüs başkenti ilan edilir.
961: Hz. Süleyman Beytülmakdis'i inşa ettirir ve Krallık bir Teokrasiye dönüşür.
922: İsrail Krallığı güneyde dindar Yehuda ve kuzeyde laik İsrail olmak üzere ikiye ayrılır.
722: Kuzeydeki İsrail Krallığı Babilliler tarafından yıkılır.
587: Güneydeki Yehuda Krallığı Babilliler tarafından yıkılır. kudüs istila edilir ve Beytülmakdis harap edilir.
539: Babil İmparatorluğu yıkılır ve Filistin toprakları Fars İmparatorluğunun eline geçer.
515: Beytülmakdis yeniden inşa edilir. Buna Beytülmakdis II denir.
330: Makedonya İmparatoru Büyük İskender'in Doğu Seferi ile Filistin Makedon toprağı olur.
323: Filistin Helen İmparatorluğu'nun bir parçası olur. Yunanca bölgenin elit kültür dili olur.
167: Yahudiler Yunanlara karşı ayaklanırlar. Makabi İsyanları.
63: Kudüs Roma İmparatorluğu'nun toprağı olur. Latin etkisi girmeye başlar.
37: Kral Büyük Herod Roma'ya bağlı Yahudi Krallığının başına geçer ve Beytülmakdis'i yeniden inşa eder.
6: Hz. İsa Betlehem'de doğar.

Milattan Sonra
30: İsa Peygamber'in ölümü.
70: Kudüs Romalılar tarafından yerle bir edilir. Beytülmakdis II yıkılır.
132: Bar Kohba isyanları ile Yahudilik Filistin'deki son darbesini yer ve uzun müddet kudüs Yahudilere kapatılır.
324: Bizans İmparatoru Konstantin Hıristiyan olur ve Hıristiyanlığı devlet dini haline getirir.
451: Kudüs Patrikliği tesis edilir.
614: Farslılar kudüs'ü istila eder ve şehirdeki bütün Hıristiyan mabetlerini yağma ederler.
627: Bizans İmparatoru Heraklius kudüs'ü Farslılardan geri alır.
637: Hz. Ömer Kudüs'ü İslam topraklarına katar.
699: Abdülmelik ibn Mervan Mescid–i Aksa'yı inşa ettirir.
1099: Kudüs Haçlıların eline geçer.
1187: Selahaddin Eyyubi Kudüs'ü Haçlılardan geri alır.
1160: Eyyubi Hanedanı yerini Memluklara bırakır.
1260: Moğollar Filistin'i istila ederler.
1492:Yahudiler İspanya'dan sürülürler. Bunların bazıları Filistin'e yerleşir.
1517: Yavuz Sultan Selim kudüs'ü Osmanlı topraklarına katar.
1560: Joseph Nasi Tiberya'da bir Yahudi Devleti kurmaya kalkıştı.
1663: Sahte Mesih Sabatay Sevi kudüs'ü ziyaret etti.
1798: Napolyon Filistin'in sahil şeridini işgal eder. Kudüs'e uğramaz ve Akra Kalesinde Cezzar Ahmet Paşa'ya karşı savaşı kaybeder.
1831-40: Filistin Kavalalı Mehmed Paşa'nın eline geçer.
1837: Büyük bir depremle Filistin'deki asıl Yahudi şehri olan Safed yıkıldı ve Yahudi nüfusu Kudüs'e kaydı.
1852: Osmanlı Padişahı Kutsal Topraklarda Statüko ilan eder.
1854: Kutsal Topraklardaki mezhep çatışmalarından dolayı Kırım Savaşı çıkar.
1864:Avrupalı arkeologlar Filistin Araştırmaları Fonu'nu oluştururlar.
1882:Rusya'da Yahudi kıyımları başlar ve oradan kaçan Yahudiler illegal yollardan Filistin'e yerleşmeye başlarlar.
1897:Basel Kongresi'nde Yahudiler Filistin'de bir devlet kurma emellerini ortaya koydular.
1908: Abdülhamid II tahttan indirildi.
1916: Arapların bir kısmı İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı'ya isyan etti.
1917: Gazze Savaşı'nı kaybeden Osmanlı orduları Filistin'i boşaltır. Şehir İngilizler'e geçer.
1922: Filistin'de İngiliz Manda Yönetimi tesis edilir.
1929: Arap–Yahudi çatışmaları başlar.
1939: İngilizler Filistin'e Yahudi göçünü kısıtlayan Beyaz Sayfa'yı ilan ederler.
1947: Birleşmiş Milletler Filistin'de iki devletli çözümü öngörür.
14 Mayıs 1948: İsrail Devleti bağımsızlığını ilan eder.
1948 : İsrail Bağımsızlık Savaşını kazanır.
1951: Ürdün Kralı Abdullah Mescid–i Aksa'da öldürülür.
1956: İsrail, Fransa ve İngiltere Mısır'a savaş açar.
1967: Altı Gün Savaşı'nı Araplar kaybederler ve Batı Şeria İsrail'in eline geçer. Doğu kudüs de kaybedilen toraklar arasındadır.
1973: Yom Kipur Savaşı ile Mısır Sina'yı İsrail'den geri alır.
1979: Camp David anlaşması ile Mısır ve İsrail barış ilan ederler.
1982: Güney Lübnan İsrail tarafından işgal edilir.
1987: İntifada başlar.
1993: Oslo görüşmeleri başlar.
1994: İsrail ile Ürdün barış imzalarlar.
1995: Oslo Anlaşmaları imza edilir.
1996: İsrail başbakanı İshak Rabin öldürülür.
1997: El Halil çekilmesi anlaşması imzalanılır.
1998: Wye Plantation Anlaşması imzalanılır.
2000: Aksa İntifadası başlar. (Ekim)
2002: İsrail Filistin topraklarını işgal etti. (Nisan)