Kudüs..! Ey Kudüs

27-30 Ocak tarihleri arasında, Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) yönetim kurulu ve gönüllülerimizden arkadaşların katılımıyla Kudüs ziyaretimizi gerçekleştirdik.
Aklımız erdiğinden beri, Terörist İsrail devletinin işgali altındaki Kudüs, Mescid-iAksa ve Filistin’in özgürlüğü için icra ettiğimiz etkinlikler ve yardım faaliyetlerinden öte bir şeyler yapamamanın ıstırabıyla yaşadık.Kabe ve Mescid-i Nebevi’den sonra Müslümanlar için üçüncü mukaddes mescit olan Mescid-i Aksa’nın, son 65 yılı Siyonistlerin işgali ve zulmü altında olmak üzere, bir asırdır kafirlerin elinde olması en büyük utanç olarak ümmete yeter..!
Mescid-i Aksa, ilk kıblemiz ve Resulullah (s.a.s)’in miraca yükseldiği mekân. Bizim için böylesine mukaddes olan bir mekâna İsrail vizesi alarak gitmek zorunda olmak, apayrı bir hüzün… Cuma günü sabah namazı vakti düştük yollara. İçimde çok farklı, tarifi imkânsız bir heyecan vardı. Yıllardır hasret kaldığım sevgiliye kavuşacak olmanın sabırsızlığını yaşıyordum adeta.
Sanki rüyada gibiydim. Dostlarım arayıp bu yola davet edinceye kadar oralara gitmeyi düşünememiştim. Mübarek belde bizi gözyaşlarını tasvir edercesine rahmet yağmurlarıyla karşıladı.
“Daha önce neden gelmediniz” diye sitem eder gibi.Yaralıydı Mescid-i Aksa.Küffarın esareti altındaydı.“Bakın halime kendinizden utanın..!” diyordu sanki.Siyonist Askerlerin kirli postallarıyla ezilen, O’nun mübarek taşları değil, “ümmetin” onuruydu.Haline baktıkça kendimden utandım, yüzüm yoktu ama özür diledim…Her kapısında mağrur (!) İsrail askerleri, ”İşte,eseriniz..! Bizim esirimiz..!” diyordu adeta.Onların izni ve gözetiminde kucaklaşıyorduk, cezaevinde mahkum ziyareti gibi..!Ne aşağılayıcı bir durum ya Rabbi..!“Ümmeti sana şikayet ediyorum” derken, Şehid Şeyh Ahmet Yasin’in neler hissettiğini, yüreğim parçalanırcasına o zaman daha iyi anlamıştım.
Dört gün süren seyahatimizde, yüreğimin bir yanı, her karışı adeta bir peygamberle şereflenmiş mübarek beldeleri ziyaret etmenin mutluluğuyla kanatlanıp uçarken, diğer yanı şahit olduğumuz işgal ve esaretin  tesiriyle mahzun olup parça parça oluyordu. Bir gözümden sevincin, diğer gözümden hüznün gözyaşları akıyordu sanki. Gittiğimiz Filistin beldeleri, utanç duvarlarıyla çevrilmiş, İsrail yerleşim bölgeleriyle kuşatılmış şekilde, gözetleme kuleleri, askeri birlikler ve kameralarla devamlı kontrol altında tutuluyordu.
Yeryüzünün maddi sınırları belli olmayan tek ülkesi İsrail’in, sistemli ve devamlı olarak uyguladığı sindirme, yok etme, adım adım tüm Filistin’i ele geçirme politikasının izleri her yerde görülüyordu.
İsrail yerleşim bölgeleri; yaşam standardının yüksekliği, binaların kalite ve konforuyla kendini gösterirken, Filistin bölgeleri bakımsızlığı ve garipliğiyle kolayca göze çarpıyordu. Gidebildiğimiz yerler, El-Fetih’in kontrolündeki adeta açık hapishane görünümünde olan  şehirlerdi.
Gazze’ye gidemedik. Dünyanın gözü önünde öldürülen, açlığa ve hastalığa mahkûm edilen, her şeye rağmen terörist devlete boyun eğmeden onurlu mücadelesini sürdüren şehitler ve gaziler diyarındaki kardeşlerimizle kucaklaşamamanın burukluğu içimizde kaldı.
Ayrılacağımız gün, sabah namazı sonrası, Mescid-i Aksa’da tanıştığımız Filistinli bir kardeşimizin;
“Siz bizim ağabeyimizsiniz, bizi yalnız bırakmayın ne olur..! Her zaman gelin, bizler sizlerin ziyaretinizden ziyadesiyle güç alırken, sizleri görmek bile İsrail’i korkutuyor..!” sözleri hepimizin gözlerini yaşartmıştı.Ecdadımız dört asır oralarda hakim olmuş ve hizmet etmişti. Yahudilerin ağlama duvarının tamir ve tadilatını bile Osmanlı yapmıştı.“Buradaki taşların bile yüzde doksanı sizsiniz, bunaldığım zaman gece yarısı Mescid-i Aksa’ya gelir, bu taşları okşayarak onlardan  güç alırım” diye devam ediyordu kardeşimiz.
Ağabeylik makamında görülmek..! Ne güzel bir şeref, fakat ne ağır bir yük Ya Rabb..!O anda,boğazım düğüm düğüm olurken, omuzlarıma binen yükün altında ezildiğimi hissettim.İstanbul’un, Ankara’nın hatta Mescid-i Haram’ın müdafaası,Kudüs’ten,Filistinden başlıyor.Filistin’i müdafaa ve muhafaza etmek, aslında kendimizi, tüm varlığımızı ve geleceğimizi müdafaa etmekti.“Mavi Marmara” şehitleri ve gazileri gibi gelemedik yanına ey Kudüs..!
İnşallah tez zamanda Selahaddin-i Eyyubi (R.a) gibi gelmeyi, yada gelenlere şahit olacağımız günleri görmeyi Rabbimden gönülden niyaz ediyorum..!Zalimler, korkak olur.O korku, Siyonist askerlerin gözlerinden okunabildiği gibi, tüm faaliyetlerinin de bu korkuya dayalı inşa edildiği kolayca göze çarpıyordu.Terörist devlet, İslam dünyasının başsızlığı, sahipsizliği ve dağınıklığından güç alıyordu.Tarihte, atalarını himaye eden Osmanlı’yı bunun için parçalamıştı Siyonistler.Haçlı birliği de oralarda ayan beyan görülüyordu. İsrail’in arkasında Avrupa ve Amerika’nın sınırsız desteği vardı.
İslam Dünyasının göbeğinde, “sahipsiz köyde değneksiz gezen eşkıya” gibi  İsrail. Rabbim ümmete şuur versin, ”Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp” bu eşkıya ve arkasındaki güruha,  Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Çeçenistanda… hadlerini bildirecek gücü versin.Unutmayalım..!
Mescid-i Aksa ve Kardeşlerimiz dört gözle bizleri bekliyor.
Şimdilik, en azından ziyaret edebiliriz. Yolculukta bir engel ve sıkıntı yok. Bu ziyaret, manevi bir görev olduğu gibi dostlarımıza güç, insanlık düşmanlarına korku verecektir.


Mustafa HACIMUSTAFAOĞULLARI                                    

09 Şubat 2012