KUDÜS BİTMEK TÜKENMEK BİLMEYEN DAVAMDIR!

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

         Kudüs'ün İslam Dini nazarındaki yeri ve önemi büyüktür. Her şeyden önce Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa müslümanların ilk kıblesidir. Peygamberimiz (sav) ve müslümanlar, kıble Kabe'ye döndürülünceye kadar, yıllarca Mescid-i Aksa'ya yönelerek namaz kılmışlardır. Peygamber Efendimiz (sav) sadece üç mescid için yolculuk sıkıntısına katlanılabileceğini belirtmiştir. Bunlardan ilki Mescid-i Haram, ikincisi Mescid-i Nebevi ve üçüncüsü Mescid-i Aksa'dır. İşte Kudüs bağrında böyle bir mücevher taşımıştır. Peygamber Efendimizin (sav) Miraç yolculuğundaki ilk durağı olması bakımından da Mescid-i Aksa'nın önemi büyüktür.Allah (cc) İsra suresinin birinci ayetinde şöyle der; ''Kulunu,kendisine bir takım ayetlerini göstermek için bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir.Şüphesiz ki o duyandır, görendir. ''Burada Mescid-i aksanın çevresinin mübarek kılındığından söz edilmiştir. Mescid-i Aksa'nın çevresi ise başta Kudüs olmak üzere diğer Filistin topraklarıdır. Mescid-i Aksa'yı ilk inşa eden kişi Hz. Süleyman (as)’dır.Yapımına Hz Davud (as)tarafından başlatıldığı ve oğlu Hz.Süleyman (as) tarafından tamamlandığı rivayet edilir. Mescid-i Haramdan sonra yapılan en eski ikinci mesciddir. Mescid-i Aksa’nın diğer adı ''Beyt-i Makdis'' olarak da bilinir. Hz.Süleyman (as) Mescid-i Aksa'nın yapımında cinlerdende yararlanmış, inşaat işinde insanların yapamadığı, güç yetiremeyecekleri zor işleri cinler yapmışlardır.

       Hicretin 14. yılında yani Miladi 636 yılında Hz.Ömer (ra) hilafete geleli henüz iki yıl olmuştu. İslam orduları zaferden zafere koşuyordu. Hilafet merkezi Medine'ye, neredeyse her gün, yeni bir zafer haberi ulaşıyordu. Fethedilen topraklarda halk İslam kahramanlarını birer kurtarıcı olarak karşılıyordu. Hz. Ömer fethettiği yerlerde adaleti sağlıyor, zulmetmiyor, haksızlık yapmıyor ve halkı din değiştirmeye zorlamıyordu. Hz Ömer (ra) Kudüs'ü fethehetti ve orada da adaleti sağladı. Daha sonra Kıyamet Kilisesini ziyaret etti ve tam bu sırada namaz vakti girdi, bunun üzerine Patrik Sophronius'a  ''nerede namaz kılayım'' diye sordu. Patrik ''olduğun yerde'' dedi. Bunun üzerine Hz.Ömer (ra): ''Ömer,Kıyamet Kilise'sinde namaz kılmaz. Sonra peşimden gelecek müslümanlar, Ömer namaz kıldı diyerek burada mescid inşa ederler.''diye karşı çıktı. Oradan biraz uzaklaştı ve abasını yere sererek namaz kıldı. Hakikaten daha sonra müslümanlar onun namaz kıldığı yere mescid inşa ettiler. Bu mescid o günden beri ayaktadır ve Mescid-i Ömer adıyla bilinmektedir.

      İşte sevgili mümin kardeşlerim. Hz.Ömer'in sadece müslümanlara değil gayr-ı müslimlere de eşit davrandığını ve adaletli olduğunu gördük. Din değiştirmek için hiç kimseyi zorlamamış, onların şeref ve onurlarını ayaklar altına almamıştır. Herkesin dinini rahatça yaşamasına özen göstermiştir. İşte Kudüs müslümanlar tarafından böyle teslim alınmıştır. Hz.Ömer (ra) zamanında henüz konveksiyonel silahlar keşfedilmemişti, kıtalar arası füzeler yoktu ve bombalar patlatılamıyordu. Ama müslümanlar isteselerdi mancınıklarını kurarak şehri bombardımana tutabilirlerdi. Cinayet ve katliam yapmak için 21. yüzyılın gelişmiş teknolojisine ihtiyaç yoktu. O günün silahlarıyla ve imkanlarıyla da katliamlar yapılabilirdi. Nitekim dünyanın başka yerlerinde işleniyordu. Fakat müslümanlar, bugün evlerimize her biri bir hüzün bombası gibi düşen televizyon görüntülerini yaşatmadılar o günün Kudüslülerine. Çünkü onlar ne haçlı sürüsüydüler, ne de yahudi kasaplar... Tarihle biraz olsun ilgilenen herkes, Dünya tarihinde Yahudilere ve Hıristiyanlara insan onuruna yakışır biçimde muamelede bulunanların, yalnız müslümanlar olduğunu bilir. Zaten, Sevgili Peygamberimiz (sav) ''zımmiye eziyet veren bana eziyet vermiştir'' buyurarak İslam tebaasına giren gayri müslimlere hep adaletli davranmış, insanca muamele etmiş ve onlara eziyet verecek şeyler yapmamıştır. Müslümanlar yahudilere hiçbir zaman zulüm etmedi.Zira zulmün hakimiyeti bir andır, adaletin ki ise kıyamete kadar…

     Ey Allah'ın çevresini mübarek kıldığı ve bereketlendirdiği kutlu şehir, Kudüs ! 8 gün süren katliamda sana gelmek istedim, bir kızıl lale olarak...Akan kan mübarek,şereflenilen şehadet mübarek...Çünkü senin çevren mübarek...Anne babaların sessiz feryadı, ellerindeki küçük şehit yavruları…Bu acıya karşın görülebilen , hissedilebilen iman , vakar…O anneler ki, belki yavrularının arkasından şehadete koşacaklar...O babalar ki dünyada tatmadık acı kalmayarak Rablerine yürüyecekler Mescid-i Aksa 'nın etrafında...Ey kutlu şehir Kudüs!... Konuş, haykır yalnızlığını... Öyle yalnızlık ki Rab tarafından değil... 5 milyar insanın terk edişini yalnız bırakışını haykır. Sor, Kudüs sizin neyiniz olur? Sadece günlük haber kanallarında savaş görüntülerinin olduğu bir şehir mi? Yoksa yapılan katliamların yüreğinizi acıttığı bir şehir, iffetin ve şehadetin sembolü müdür Kudüs?

      Hz. Ali (ra) buyuruyor ki; '' Mazlumun zalimden öcünü alacağı gün şüphesiz zalimin zulm ettiği günden daha çetin olacaktır.''Şehadet, donuk kanlı tohumların bedenlerine aşılanan tene bir kan gibidir. Şehadet en büyük Aşk, şehit en büyük Âşık’tır. Sen ki aşkın ilk kıblesi, âşıkların gönüllerinin yanışıyla küllerinde doğan 'mabed' sin.

      Sen, şehit kanlarıyla sulanmış kutsal şehir! Hasretim sanadır, vuslatım sana, gözyaşlarım senin yoluna... Ve bir özür borcum var sana... Senden bütün müslümanlar adına özür diliyorum. Sen yalnızlaştırıldın biz yoktuk yanında, seni terk ettik! Senin üzerinde binlerce müslüman katledildi biz yine yoktuk. İsrail’in zulmüne karşı sustuk! Seni ve müslüman kardeşlerimizi yalnız bıraktık ve hata ettik. Biz ey müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüleriz!... Nerede bizim Müslümanlığımız? Kudüste öldürülen kadınları ve çocukları nasıl görmezden gelebiliriz? Gözlerimize çektiğimiz gaflet perdesini aralayıp da bir bakalım Kudüs'ün haline! Ve kulağımızdaki pamukları çıkarıp dinleyelim Kudüs'ün haykırışlarını... Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Siyonist katilleri görmezden gelirken... Hiç mi kalplerimiz sızlamaz Kudüs için? Yüreğimiz yanmaz mı Gazze için? Daha ne kadar izleyeceğiz Kudüs’teki ölümleri? Daha ne kadar sessiz kalacağız Filistin’deki katliama ?

     Ey hüznün buram buram koktuğu sevgilli şehir! Kudüs senin neyin olur diyorlar bana. Seni anlatıyorum hasretinden yanan yüreğime... Diyorum ki orası âşıklar mekânıdır. Kudüs benim; haksızlığa ve zulme karşı baş kaldırışımdır. Mazluma kucak açışım, zalime düşmanca bakışım ve mağdurdan yana tavır alışımdır. Kudüs benim bitmek tükenmek bilmeyen davamdır! Ve Kudüs, göğsümde taşıdığım eşsiz payem, dilimdeki sözüm ve kalbimdeki özümdür…

Dualarımız ve kalplerimiz Filistin’deki kardeşlerimizle beraberdir...

Büşra Subaşı


  Küçükçekmece Anadolu İmam-Hatip Lisesi 10. Sınıf