BİR İSTİSNA OLARAK KRAL FAYSAL BİN ABDÜLAZİZ

09 Nisan 2020

BİR İSTİSNA OLARAK

KRAL FAYSAL BİN ABDÜLAZİZ

Enes Malik Yılmaz

Kudüs’ün işgal altında olması meselesinin, elbette ki tek bir devletin ya da milletin sorunu olarak görülmesi hatalı ve yanlış bir yaklaşımdır. Zira, inananlar olarak, hangi millet ya da devletten olursak olalım, Kudüs konusunda takınmamız gereken tavır, gayet nettir: İşgalci İsrail’e karşı, “ama”sız bir duruş. Tüm bunlarla birlikte bu yazımızda, Kudüs’e coğrafi, tarihi ve siyasi olarak çok daha yakın olan bazı ülkelerin/liderlerin tutumlarını ele alacağız. Bunu yaparken de duygusal bir yaklaşımdan ziyade olayların altında yatan sebepleri ele alacak ve bunun eleştirisini yapacağız.

Kudüs, Arapların yaşadığı, çevresinde ekseriyeten Arap devletlerin olduğu bir coğrafyada bulunuyor. Dolayısıyla, işgalcilerin Kudüs’te attığı ya da atmak istediği adımlar, bölgedeki Arap ülkeleri de doğrudan etkilemektedir. Fakat geçen zamanlar içinde yaşanan  konjonktürel değişimler, bölge ülkelerinin Kudüs meselesine olan bakışlarında da farklılıklar oluşturdu. Özellikle, işgalcilerin bölgede ABD’nin ön karakolu olması, ABD ile çıkar ilişkisi kuran birçok Arap ülkelerinin işgalcilere karşı olan bakışlarında kırılmalar meydana getirmiştir. Öte yandan, Arap-Farsî(İran) ilişkilerinin çıkar çatışması yaşaması da Arap liderleri, İran’a karşı ABD ve dolyısıyla İsrail ile ittifak kurmaya itmiştir.

Bu bahsettiğimiz hususlar ise Suudi Arabistan özelinde vukû bulmuştur. Ayrıca, bölgede petrol zenginliği açısından en fazla söz hakkına sahip olmasıyla Suudi Arabistan başat rolü oynamaktadır.

İşgalci rejim 70 yılı aşkın bir zamandır bölgede. Suudi Arabistan ise özellikle son yıllarda basit kınamalar ile bu varlığı neredeyse kabullenmiştir. 2012 yılından sonra ise İran karşıtlığı, Suudileri İsrail ve ABD ile daha da yakınlaştırmış, bir işbirliği alanı oluşturmuştur. P5+1 anlaşması da bu gelişmede etkili olmuştur. Bu bağlamda, İran’ın hem Suudiler hem de işgalci İsrail için tehdit unsuru olması, Tel Aviv ile Riyad arası ilişkilerin gelişmesine neden oldu.

Ancak Suudi Arabistan’ın Kudüs konusundaki tavrını ele alırken hakkını vermemiz gereken tek şahsiyet belki de Kral Faysal’dır. Öyle ki Faysal, Suudi liderler arasında Kudüs için İsrail’e karşı en net tavrı sergileyen lider olmuştur.

Faysal, göreve geldiği günden itibaren “İslam Birliği” düşüncesini gerçekleştirmek için çaba sarfetmiş, Mısır, Suriye, Irak gibi ülkelerle diplomatik ilişkilerini geliştirmek için çalışmıştır.  Faysal, İslam ülkeleri liderleri ile yaptığı görüşmelerin sonunda 1969 Rabat’ta ilk "İslam Zirve Toplantısı"nın gerçekleşmesini ve daha sonra ise "İslam Konferansı Örgütü"nün kurulmasını sağlar. İsrail işgali altında bulunan Kudüs’ün kurtuluşu için cihat ilan eden Kral Faysal, Amerika başta olmak üzere Batılı ülkelerin İsrail’in yanında bulunmasından dolayı Batı'ya karşı mesafeli ve öfkeli bir siyaset izler.

1973 yılında Ortadoğu yeni bir savaşa doğru gitmekteydi. Arap ülkeleri 1967 yılında İsrail ile yaptıkları “Altı Gün Savaşlarında” kesin bir mağlubiyet aldılar. Bu tarihten itibaren ümitlerini BM toplantılarına ve ABD-Rusya görüşmelerine bağladılar. Ancak diplomatik çabaların sonuç vermediğinin anlaşılması Arapları tek yolun top yekün mücadele olduğu düşüncesine getirir. Başta Mısır, Suriye ve Ürdün olmak üzere Arap Ülkeleri yeni bir savaş için hazırlık yapmaya başlarlar. 6 Ekim 1973 tarihinde Suriye ve Mısır kuvvetleri İsrail’e saldırarak Yom Kippur Savaşı'nı başlatırlar. Mısır-Suriye İttifakının İsrail’e savaş açması üzerine Amerika başta olmak üzere diğer Batılı ülkeler geçmişte yaptıkları gibi İsrail’in yanında yer aldılar. Batılı ülkelerinin bu dayanışmasına karşı Arap ülkelerinin elindeki en büyük kozlardan biri petroldü. Çok geçmeden Kral Faysal’ın önderliğinde  Arap ülkeleri Batı ülkelerine petrol ambargosu başlatırlar. Ambargoyla beraber uluslararası çapta büyük bir enerji krizi baş gösterdi. Kralı Faysal, petrol ambargosunu başlatırken tarihe geçecek  şu cümleleri  sarf eder: "Biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşadık; yine öyle yaşayacağız!"


Kral Faysal’ın petrol ambargosu yönündeki kararlılığı üzerine dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Kral Faysal'ı kararından vazgeçirmek için Suudi Arabistan'a ziyarette bulunur. Kissinger hatıratında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyareti şu cümlelerle anlatır:

"Kral Faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona; 'Uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz, uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazırız.'

Kral gülümsemedi, kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: 'Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksâ'da iki rekat namaz kılmaktır! Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?" [1]

Kral Faysal, 1975’teki ölümüne kadar, hem İslâmî hem de siyasi açıdan birbirinden önemli kararlara imza atar. Faysal’ı diğer Suudi yöneticilerden farklı kılan şey de budur.

Meşhur Kudüs konuşmasında ise Kral Faysal, şöyle demektedir:

“Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? Dünyanın vicdana gelmesini mi bekliyoruz? Nerededir ki dünyanın vicdanı? Mukaddes Kudüs’ü Şerif sizi çağırıyor. Kendisini kurtarmanızı bekliyor. Neden korkuyoruz? Ölümden mi korkuyoruz? Allah yolunda cihad ederek ölmekten şerefli ve daha faziletli ölüm var mı? Ey kardeşlerim, bizim istediğimiz İslam Milliyeti ve İslami uyanıştır. Milliyetçilik, ırkçılık veya bloklaşma değildir arzumuz. Çağrımız İslami çağrıdır. Allah yolunda cihad etmeyedir çağrımız.

Dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harimi İslâm içindir çağrımız. Ne zaman ki hatırlasam Harem-i Şerifimiz (Kudüs) ve mukaddesatımız işgal ve tecavüz altındadır ve aşağılanmaktadır ve orada günahla Allah’a isyan ve ahlaki çöküntüler sergilenmektedir; işte o zaman Allah’a halisâne yalvarıyorum: Eğer bana cihad etmek ve mukaddes topraklarımızı kurtarmak nasip olmayacaksa, beni bu dünyada bir an bile yaşatma.”[2]

Kral Faysal, 25 Mart 1975’te sarayında suikasta uğrar. Yeğeni Faysal bin Musaid, halkıyla bir arada olan Kral Faysal’ı kutlama bahanesi ile yanına sokularak tabanca ile iki el ateş eder, Kral’ı çenesinden ve kulağından vurur. Ağır yaralanan Kral Faysal hastaneye kaldırılır. Ancak hastanedeki tüm müdahalelere rağmen kurtarılamaz. Suikastı gerçekleştiren Faysal bin Musaid o dönem Amerika’dan yeni gelmiştir. İlk günlerde hükümet tarafından akli dengesinin bozuk olduğu yönünde açıklamalar yapılır. Sonrasında hastanede yapılan muayenede yeğen Faysal’ın akli dengesinin bozuk olmadığı tespit edilir. Yargılaması yapılan Faysal bin Musaid idam cezasına çarptırılır.

Son olarak, özellikle Türkiye toplumumuzda açıklık getirilmesi gerekilen yanlış bir algı bulunduğunu da belirtmek gerekiyor. İşbirlikçi Arap rejimlerinin bu tarz eylemleri, maalesef tüm Araplara mâl edilmektedir. Böylece, tıpkı “Araplar Osmanlı Devletimiz’e ihanet etti!” algısı gibi, yanlış bir düşünce doğuyor. Arap hanedanların, zaten egemenliklerini halklarıyla birlikte değil, “halklarına rağmen” sürdürdükleri anlaşıldığı zaman, Arap toplumlarının Kudüs konusunda hassas oldukları da anlaşılacaktır.


[1] Ömer Aymalı, Kral Faysal’ın Amerika’ya petrol resti, 04 Eylül 2012 https://www.dunyabulteni.net/tarih-dosyasi/225166/kral-faysalin-amerikaya-petrol-resti

[2] https://www.derindusunce.org/2015/07/29/kral-faysal-kudus-konusmasi/