SİYONİZM'İN FARE PLANI
1061

SİYONİZMİN FARE PLANI

Abdullah Akçay

Siz hiç burnunun veya kulağının bir kısmının olmadığı bir insan gördünüz mü?
Ben böyle birkaç kişi görmüş ve nasıl olduğunu da merak etmiştim. Çevremdeki büyüklerime bunun nasıl olduğunu sorduğumda bir kısmı çeşitli nedenler anlatırken bir kısmı da ‘’fare yemiş’’ diye cevap vermişti. Tabi ben de; “Allah Allah! adam nasıl uyumuş ki, fare burnunu yemişte uyanamamış?” diye kendi kendime sormuştum.

Sonradan öğrendim ki, fare özellikle canlı bir şeyi yiyeceği zaman önce tükürerek veya üfleyerek uyuşturur sonra da uyuşan yeri yermiş. Bu uyuşturma ve yeme işi çok küçük parçalar halinde devam ediyor ama adam sabah uyanınca bakıyor ki kulağının veya burnunun yarısı yok!.

Bu hikâyeyi niye mi anlattım?
Bilindiği gibi Filistin toprakları ve Kudüs-ü Şerif bir zamanlar Osmanlı imparatorluğuna bağlı idi. Osmanlının 1917 de Filistin topraklarından çekilmesi ile birlikte bölge İngilizlerin egemenliği altına girdi. Birçok peygamberin hayatının geçtiği bu mübarek topraklara İngilizler, Yahudilerin göç etmesini sağladılar. 1948’de de kendi elleri ile İsrail Devletini kurup Yahudilere teslim ettiler. İşte o tarihten bu yana İsrail devleti bütün dünyadan Yahudi göçünün daha çok artmasını sağlayarak Filistin topraklarını yavaş yavaş işgal ettiler.


Bütün bunları yaparken de canlı bir organizmayı yiyen fare gibi önce işgal edecekleri bölgeyi etkisiz hale getirip daha sonra o bölgeyi işgal ettiler. 1917 yılında ki haritalarda Filistin topraklarında bulunan Müslümanların yerleşim durumu ile 2018 yılında ki Filistin haritasındaki Müslümanların yerleşim durumunu kıyasladığınızda bunu daha iyi görürsünüz. 


Daha önce vücutta bir ur kadar olan Yahudiler ne yazık ki uyguladıkları işgalci politikalar ile bütün bedeni ele geçirmişler; Müslümanların evlerini ve topraklarını işgal etmişler bugün Gazze hariç diğer bölgelerde Müslümanları paramparça hale getirmişlerdir. İşte bütün bu gelişmeler de ne yazık ki yavaş yavaş, uyuştura uyuştura olmuştur. Uygulamaya koydukları planlarda hep iki adım ileri atmışlar, tepki görünce bir adım geri çekilmişlerse de hedeflerine varma noktasına bir adım daha yaklaşmışlardır.


Esas hedefleri Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine Sülayman Mabedi denilen tapınak inşa edip, Büyük İsrail Devletini kurmak olan Siyonist Yahudiler ne yazık ki bu hedeflerine her gün biraz daha yaklaşmaktadırlar.


Öncelikle onların bu işgaline karşı çıkabilecek İslam ülkeleri arasına fitne sokmuş, hatta ‘’böl, parçala ve yut’’ planları doğrultusunda onları birbirleri ile savaştırmış; böylece Müslüman ülkeleri Irak’ta ve Suriye’de olduğu gibi birkaç parçaya ayırmışlardır. Siyonistlerin işgal projelerine karşı çıkan ve Refah Sınır Kapısı’nı açarak özellikle Gazze’de ki ambargoyu kıran Mısır’da, darbe yapılarak seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin yerine Siyonist projenin bir ürünü olan Sisi iş başına getirilmiştir.


Yine bölgenin en güçlü ülkesi ve Müslümanların kendisinden çok şey beklediği Türkiye’de ise PKK/PYD ve benzeri terör örgütlerini destekleyerek ülkeyi parçalamak için çalışmışlar, bu yolda çalışmaya da devam etmektedirler.


Türkiye için bir başka tehlike ise ülke içerisinde aşırı derecede kutuplaştırmayı arttırmış, daha önce solcu-sağcı, alevi-sünni ayrımı ile bölmeye çalışıp birbirlerine düşman ilan etmek istedikleri halkımızı bu sefer partiler vasıtası ile birbirlerine düşürmeye çalışmaktadırlar. Böylece onlara karşı koyabilecek İslam ülkeleri kendi dertleri ile uğraşırken onlar hedeflerine her gün bir adım daha yaklaşmaktadırlar.


Daha önce Mescid-i Aksâ içerisine giremeyen Siyonist Yahudiler önce Meğaribe kapısının anahtarlarını ellerine geçirip buradan Aksa içerisine baskınlar düzenlemeye başladılar. Onların bu baskınlarına Aksâ Camii içerisinde bulunan murabıt ve murabıtalar ‘’Allah’u Ekber’’ nidalarıyla karşı koymaya çalışmışlardı. Bunu gören Yahudiler ne yazık ki kameralar ile bunları tespit etmiş bir kısmını tutuklamış bir kısmına da Aksa’ya giriş yasağı getirmişlerdir.


Selahaddin Eyyubi döneminden beri yapılan Mirasımız Derneği’nin de yıllarca destek verdiği hem Aksa’nın bir ilim yuvası olması hem de boş kalmaması için başlatılan İlim Halkaları yine Yahudiler tarafından yasaklanmıştır. Bütün bunlar Yahudiler tarafından yapılırken Müslümanlar karşı koymaya çalışmışlarsa da bir müddet sonra olay kanıksanmaya, normal görülmeye başlanmıştır. Hatta bu yıl (2019); Mübarek Ramazan ayı içerisinde Mescid-i Aksâ’nın bahçesinde (Aksâ’nın bahçesi de Aksâ’nın içerisinden sayılır) Kur’an okuyan Müslümanlara Yahudi askerleri müdahale ettiler. Kur’an okuyan gurubu dağıttılar, kendilerine karşı koyan Müslümanları da tutuklayarak götürdüler. Bu olay İslam Ülkeleri ile Türkiye’deki haber ajanslarında yer alsa da yeterli tepki görmediği için bu gün Aksâ içerisinde gurup halinde Kur’an okumak yasak hale gelmiş oldu.


Megâribe kapısının anahtarları kendisinde bulunan Yahudiler buradan yaptıkları baskınlarda daha önce içeri soktukları Yahudileri bir askeri kordon altında Aksâ içerisinde gezdirirler iken bugün artık bu olay o kadar normal hale geldi ki yüzlerce kişiden oluşan özellikle fanatik Yahudi gurupları kapıdan çok rahat bir şekilde giriyor her tarafı gezdikten sonra dışarı çıkıyorlar. Velhasıl Filistin topraklarının neredeyse tamamı Yahudilerin eline geçti. Gazze hariç (orayı da uyguladıkları baskı ve ambargolar ile etkisiz hale getiriyorlar) ele geçirilemeyen kesimin de kontrolü onların ellerinde.


Çıkardıkları ‘’Sahipsiz Mülkler Kanunu’’ gibi işgal kanunları ile Kudüs-ü Şerif’i Yahudileştirme yolunda hedeflerine her gün biraz daha yaklaşmaktadırlar. Mübarek Mescid-i Aksâ’yı ilk önce bölmek sonra da yıkmak konusunda yine hedeflerine doğru küçük adımlarla dahi olsa yaklaşmaktadırlar. Bu noktada Müslümanlar olarak bizler artık fotoğrafın tamamını görmek zorundayız.


İslam ülkelerinin birbirine düşürülmesinin bir Yahudi tuzağı olduğunu görüp bu tuzağı bozacak adımlar atmak ve bir an önce İslam Birliği’ni, İslam Ortak Pazarı’nı ve İslam Barış Gücü’nü kurmak zorundayız. Yine ülke olarak taşıdığımız sorumluluğun bilinciyle hareket edip kendi içimizde (bizi birbirimize düşürmeye çalışanlara fırsat vermeden) İslam kardeşliğini yeniden tesis etmeliyiz.

Fert olarak bizler Mirasımız Deneği gibi Kudüs ve Mescid- Aksâ’nın özgürlüğü için çalışan STK’larda gönüllü olarak yer alıp, Kudüs’ü Şerif ve Mübarek Mescid-i Aksâ’nın özgürlüğü için bütün gücümüzle gayret göstermeliyiz.


Cenab-ı Hak; bizzat kendisinin ‘’etrafını bereketlendirdiğimiz’’ dediği Mübarek Mescid-i Aksâ’nın bereketi ile bereketlenenlerden olmamızı nasip etsin. Özgür Kudüs ve Özgür Mescid-i Aksâ’da buluşmak dileğiyle!


Allah’a Emanet Olun.

Paylaş:
25 Mart 2020