Kudüs’ün Yahudiler İçin Kutsallaşma Süreci
1354

KUDÜS'ÜN

YAHUDİLER İÇİN KUTSALLAŞMA SÜRECİ

Doç.Dr. Eldar Hasanoğlu*

Giriş

İnsanlık tarihi boyunca pek çok din ve inanç olagelmiştir. Bunlardan bazıları Allah tarafından hak üzere gönderilmiş, bazıları ise insanların indirilmiş dini bozarak kendilerinin oluşturdukları itikatlardır. İster indirilmiş ister sonradan oluşturulmuş olsun, bahis konusu dinler için değişmez ortak nokta, kutsallık bilincidir. Her din ve inançta, kutsal mekânlar, zamanlar ve nesneler olmuştur. Bu kutsallar, din mensupları ile Tanrı veya beşer üstü güçler arasındaki manevi bağlantı kurma veya sürdürme bağlamında devreye girmiştir. Kudüs şehri de bu kutsal mekânlardan biridir.

Kudüs sadece İslam’ın değil Yahudilik ve Hıristiyanlığın da kutsal saydığı bir şehirdir. Hz. Peygamber Efendimiz (sav), insanlık tarihinde ilk kutsal yapının Kâbe, ikinci kutsal yapının ise Mescid-i Aksa olduğunu buyurmuştur. Hadislere göre Hz. Âdem (as) Kâbe’yi yaptıktan 40 yıl sonra Mescid-i Aksa’yı inşa etmiştir. Zaman ilerleyip Âdemoğulları hak yoldan saptıkça bazı doktrinler değişmiş, ancak bu iki mekânın kutsallığı fikri gelecek nesillere miras kalmıştır. İslam’dan önceki dönemde Araplar Kâbe’yi kutsal gördükleri gibi, Kudüs de Hz. Musa’dan önce de bölge insanları tarafından kutsal ve mübarek olarak görülmüştür. O dönemde Kudüs’ün kutsallığı algısının münharif olduğuna işaret edilmelidir; Kudüs şehrinde insanlar şehrin ilahı olarak Şalem ve Tzedek adlı putlara tapınırlardı.

Kudüs'ün Kutsallaşmasının Aşamaları

Yahudilik, vaat edilmiş topraklar fikri ile kutsal mekân algısını inancın sütunlarından biri haline getirmiştir. Bu iddiaya olan konu topraklar Kenan topraklarıdır ve Nil’den Fırat’a kadar uzanır. Yahudiler için Kudüs veya İbranice adıyla Yeruşal(ay)im, ibadet sırasında yüzlerini döndükleri kıbledir, kutsal şehirdir, kutsallığın odağıdır, kutsiyetin ta kendisidir. Kudüs sadece bir toprak parçası olmayıp bir kavramı ifade etmektedir ve dünya egemenliği açısından merkeziliğin, uluslar açısından seçilmişliğin ifadesidir. Yahudilerin kıblesi sayılan Bet ha-Mikdaş’ın (Süleyman Mabedi) bulunduğu Kudüs, hem dini hem de politik bir merkez konumundadır. Pek çok yerde Kudüs’ten bahsedildiği sırada, Kudüs’ün başkent olduğu İsrailoğulları’nın son bağımsız krallığı olan Yehuda (M.Ö. 930-M.Ö. 586) topraklarının tamamı kastedilir. Ne var ki Kudüs’ün kutsallığı fikri Yahudiliğin evveliyatından gelen bir olgu değildir. Bu şehir başlangıçta İsrailoğulları’nın hayatına siyasi merkez, başkent olarak girmiş, devam eden süreçte dini bir anlam kazanarak zaman içerisinde kutsallaşmıştır.

İsrailoğulları nezdinde Kudüs’ün alelade bir şehir iken sonradan kutsallaşması olgusunun net anlaşılması için konuyu zaman dilimlerine ayırarak irdelemek gerekir. Bu zaman dilimlerinden ilki, Yuşa’dan Hz. Davut’a kadarki aşamadır.

1. İsrailoğulları’nın Kudüs’ü fethi

Kudüs, İsrailoğulları’nın hayatına Hz. Musa’nın (as) halefi Yuşa (as) zamanında girer. Yahudi kutsal metin koleksiyonunun Tevrat kısmında Kudüs/Yeruşalayim kelimesi geçmez. Tevrat’ın Hz. Musa’ya verildiği gerçeği göz önüne alınırsa, buradan Hz. Musa zamanında (M.Ö. XIII. yy.) Kudüs’ün İsrailoğulları tarafından bilinmediği çıkacaktır. Yahudi kutsal metinlerine göre İsrailoğulları Yuşa (M.Ö. XII. yy.) önderliğinde Kenan topraklarını ele geçirmeye başlamış, bu sırada Kudüs’ü de yerli sakinlerden Yevusiler’den almışlardır. Şehrin valisi Adonitzedek’i öldüren Yuşa bu şehri İsrailoğulları’nın 12 kabilesinden Yehuda ve Benyamin soyundan gelenler arasında taksim etmiştir. Ancak Yevusiler hâlâ şehirde oturmaya devam etmiş, buradaki egemenliklerini sürdürmüşlerdir.

Metinlerde anlatılanlardan çıkarıldığına göre Yuşa’nın Kudüs’e herhangi özel bir ilgisi bulunmamıştır. Kenan topraklarını ele geçirmeye başlayan Yuşa ilk olarak Eriha’yı almış, ardından Ay kentine yönelmiştir. Yuşa’nın Kudüs’e yönelişi, bu şehri elde etme amacıyla değil ittifakta olduğu Giv’on’un tehlikede olması yüzünden savunma gayesiyle gerçekleşmiştir (Yuşa 10:1-7). Metinler bu savaşta Yuşa’nın duasıyla güneşin ve ayın durduğu vs. pek çok olağanüstü olaylar anlatsa da (Yuşa 10:11-14) Kudüs’ün ayrıcalığına, özel olmasına yönelik herhangi bir îmâ içermez. Ele geçirdiği şehirlerin sakinlerini sağ bırakmayan Yuşa’nın Kudüs’te Yevusiler’e hiçbir şey yapmaması (Yuşa 15:63), onun bu şehri sahiplenme duygusu taşımadığına yorumlanabilir. Her ne kadar Hz. Musa’nın dilinden anlatılanlar (Tesniye 12:1-10) Kudüs’e yönelik yorumlanmışsa da, sayılan bu olgular o dönemde Kudüs’ün İsrailoğulları’nın gündeminde olmadığının, kimsenin Kudüs’e yönelik herhangi bir bağ hissetmediğinin kanıtıdır.

2. Sıradan şehir Kudüs

Kudüs, daha önce Yuşa tarafından fethedilse de onlar bu şehre sahip olamamışlardır. Hz. Davut zamanında ele geçirilip başkent yapıldığında bu şehir “yabancıların şehri” ve “Yevusiler’in şehri” olarak biliniyordu (Hâkimler 19:12; II. Samuel 5:6; I. Tarihler 11:4-6). Şehir İsrailoğulları’nın hayatına Hz. Davut ile girer. Ondan önce, Yahudi kutsal metinlerinde Kudüs İsrailoğulları için herhangi bir dini referansla anılmamıştır. Yahudiliğe göre Hz. İbrahim’in (as) oğlu Hz. İshak’ı kurban kesme (akeda) yeri kabul edilen Moriya’nın Kudüs’te olduğu bilgisi, Yahudi kutsal metinlerinde geçmeyip sonraki dönemlerde yapılan bir özdeşleştirmedir (krş. Moriya-Merve). Nitekim İsrailoğulları’nın, kutsallaşmasından önce akeda sebebiyle Kudüs’e bir bağ hissetmelerine yönelik bir işaret yoktur.

Vaat edilmiş toprakları Kenanlılar’dan almak emredilse de, Hz. Davut dâhil ona kadar İsrailoğulları’ndan kimsenin bu şehre saldırısında dini saik bulunmadığı gibi ilahi bir emrin gereğini yerine getirmeleri motivasyonundan da bahsetmek mümkün değildir. Çünkü Yuşa’dan Hz. Davut’a kadarki dönem hakkında bilgi veren metinlerde Kudüs İsrailoğulları için herhangi bir dini referansla anılmamış, hiçbir dini söyleme konu olmadığı gibi herhangi bir ayrıcalığa da sahip olmamıştır. Buna karşın, ataları Hz. İbrahim (as), Hz. İshak (as) ve Hz. Yakup (as) ile eşlerinin gömüldüğü Hevron/el-Halil şehri, o dönemde İsrailoğulları’nın yakınlık duydukları şehirdi. İsrailoğulları’nın ilk kralı Şaul/Talut Kudüs’e yönelik herhangi bir yakınlık duymamıştır.


3. Kudüs’ün başkent olması

M.Ö. XI. yy.’ın sonlarında Hz. Davut (as) 12 kabilenin tamamının desteğini alınca Yevusileri Kudüs’ten çıkararak burayı başkent yapmış, ikametgâhını bu şehre taşımıştır. Böylece Kudüs, İsrailoğulları’nın hayatına ilk olarak politik bir merkez olarak girmiştir. Kudüs’ün Hz. Davut tarafından başkent seçilmesi de, şehrin taşıdığı herhangi dini bir özellikten dolayı değil stratejik ve politik konumu gereğiyle olmuştur. O zamana kadar Yevusiler’in elinde olduğu için hiçbir kabile Kudüs’ün başkent seçilmesiyle bir imtiyaza sahip olmayacak, kabileler arasında eşitsizlik nedeniyle tedirginlik ortaya çıkmayacaktı. Kuzeydeki İsrael’li kabilelerle güneydeki Yehuda’lı kabileler arasındaki tampon bölge konumunda olan Kudüs, her iki tarafı yönetmek için elverişli coğrafi konumdaydı. Dinin toplumdaki birleştirici rolünü kavrayan Hz. Davut (as), Kudüs’ü sadece politik merkez yapmakla yetinmemiş, İsrailoğulları’nın kült objesi Ahit Sandığı’nı buraya getirerek burada mabet inşa etmeye niyetlenmiştir. Bununla o, Kudüs’ü İsrailoğulları için hac şehri yapmayı hedeflemiştir. Ancak bu mabedin yapımı ona değil oğlu Hz. Süleyman’a (as) nasip olmuştur.

4. Kudüs’te Süleyman Mabedi

Kudüs İsrailoğulları’nın hayatına dini boyutuyla Hz. Süleyman (as) zamanında girmiştir. Krallığının 4. yılında Hz. Süleyman babasının yapmak istediği mabedi inşa ettirmeye karar vermiş, mabedin inşası 7 yıl sürmüştür. Mabed açıldığında Hz. Süleyman vaazında Yahve’nin Kudüs’ü seçtiğini beyan etmiştir.[1] Bu, kutsallaşmanın ilk adımı olarak değerlendirilebilir. Ne var ki bu algı toplum psikolojisinde kendine hemen yer etmemiştir. Hz. Süleyman’ın vefatından sonra krallığın İsrael ve Yehuda devletleri olarak ikiye ayrılınca rakip devletin saldırırken İsrailoğulları’ndan olan askerlerin Kudüs’e ihtiram göstermemeleri, Kudüs’teki mabedin talan edilmesi, savaş öncesinde taraflar arasındaki görüşmelerde Kudüs’ün ayrıcalığından bahsedilmemesi, eskiden olduğu gibi bâma’ların ziyarete devam edilmesi ve Kudüs’teki mabede alternatif ibadet mekânı olan Dan ve Beyt-El’de ibadete kimsenin karşı çıkmaması gibi dönemin ibadet kültüründe Kudüs’ün sıradanlığı gibi gerçekler, o dönemde İsrailoğulları toplum psikolojisinde Kudüs’ün ayrıcalıklı, kutsal görünmediğine işarettir. Nitekim arkeolojik kanıtlar, Kudüs’ün M.Ö. XVIII. yy.’lar arasında önemli bir konumda olmadığına, canlanmanın VIII-VII. yy.’dan itibaren başladığına işaret eder.

5. Siyasal imtiyaz

Kutsallaşmanın bir sonraki aşaması Yehuda kralları Hizkiya (M.Ö. 727-697) ve Yoşiyahu (M.Ö. 640-609) ile gerçekleşmiştir. Bu iki kral, yabancıların saldırılarına karşı durabilecek güçlü devlet oluşturmak için politik toparlanmaya ihtiyaç duymuşlardır. İsrael devletinin M.Ö. 721’de Asurlular’ın saldırısıyla düşmesinin yarattığı travma, Hizkiya’yı güçlü bir devlet kurmak için her yolu denemeye, bu meyanda dini de kullanmaya yönlendirmiştir. Bu bağlamda Hizkiya, politik merkezileşmenin yolunun ibadet ve dini merkezileşmeden geçtiğini düşünmüştür. İbadetin merkeziliğinin önündeki en önemli engel, İsrailoğulları’nın asırlardır tapına geldikleri bâma adlı yerel tapınma yerleri, türbeler idi. Bu yapılara karşı savaş açarak onları tasfiye ederken Hizkiya Kudüs’teki mabedi toplum nezdinde muteber kılmanın yollarını aramışlardır. Hizkiya şehrin surlarını tamir ederek savunma hattını güçlendirirken merkeziliğin toplumsal kabul görmesi için bâma’lara karşı mücadele etmiş ve burada görev yapan Levi soyundan gelmeyen din adamlarının direncini kırmak için Süleyman Mabedinin ayrıcalığı ve buna ilişkin kurallar fikrini öne sürmüştür.

Sefer Tora

Hizkiya ile başlayan aktif kutsallaşma serüveni onun ölümünden yaklaşık 60 yıl sonra krallığa geçen Yoşiyahu ile bir ivme daha kazanmıştır. Bâma’lara karşı mücadeleyi başarıyla sürdüren Yoşiyahu, Süleyman Mabedinin üstünlüğünü kabul ettirmek için uğraşmıştır. Bu bağlamda en dikkat çeken olay, İsrailoğulları’nın kaybettiği Sefer Tora, yani kutsal metinlerin Süleyman Mabedinde bulunmasıdır. Bu nüshanın bulunması üzerine Yoşiyahu toplumun ileri gelenlerini mabede toplayarak Sefer Tora’yı onlara okumuş ve atalarının Tanrı ile ahitlerini onlarla yenilemiş, ahde sadık kalacaklarına yemin ettirmiştir. Sosyolojik açıdan değerlendirilince, bu ahitleşme ve yemin İsrailoğulları’nı Süleyman Mabedi etrafında toplamanın en güzel yoludur. İsrailoğulları’nın en kutsal objesi olan Sefer Tora’nın mabette bulunması, toplum gözünde burayı özel bir ehemmiyete bindirmiş, bâma’lara karşı mabedin ayrıcalığı tescillenmiş, merkezileştirme siyaseti başarılı olmuştur. Bu zamandan itibaren bâma’larda tapınma kesilmiş ve Kudüs İsrailoğulları için yegâne tapınma yerine dönüşmüş, şehrin önemi ve eşsizliğine ilişkin söylemler ve ilahilerle (Yeşaya 2:2-4; Mezmurlar 44, 122, 125-126) Kudüs’ün kutsallığı fikri güçlendirilmeye çalışılmıştır.

6. Kutsal şehir Kudüs

Kudüs’ün kutsallaşması sürecinin nihai evresi Babil Sürgünü ile gerçekleşmiştir. M.Ö 586’da Babil kralı Buhtunnasr saldırarak Yehuda devletini tarihten silmiş, mabedi yıkmış, İsrailoğulları’nı Babil topraklarına sürmüştür. Yaklaşık bir buçuk asır önce İsrael devletinin yıkılmasıyla İsrailoğulları’nın ihtiyaç duydukları merkezileşme siyaseti sonucu Kudüs’ün kutsallaşması fikri, artık reel bir mesele olarak tecrübe sahasına çıkmıştır.

Mescid-i Aksa'nın yerine yapmayı planladıkları Sözde Süleyman Mabedi Maketi ve Yahudi bir aile

 Ana yurtlarından uzak düşen İsrailoğulları, vatanlarına duydukları özlemlerini Kudüs’ün şahsında dile getirmişlerdir. Sürgün neticesinde Kudüs, İsrailoğulları’nın manevi bağlılık duydukları bir merkez haline gelmiş, vatanı sembolize eden bir şehre dönüşmüş, İsrailoğulları Babil ırmaklarının kıyılarında oturup vatan özlemiyle “Ey Kudüs, seni unutursam sağ elim kurusun. Seni hatırlamaz, Kudüs’ü en büyük sevincimden üstün tutmazsam dilim damağıma yapışsın.” (Mezmurlar 137) diyerek ağlamış, böylece Kudüs kutsallaşma sürecini tamamlamıştır. Devam eden süreçte Kudüs’ün kutsallığı fikri din adamları tarafından toplumda kalıcı hale getirilmiştir.


* İzmir Katip Çelebi Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, [email protected]

[1] I. Krallar 8:16; II. Tarihler 6:5-6.

Paylaş:
26 Mart 2020