Kudüs’ün Fethi Sonrası Mescid-i Aksâ’da Okunan İlk Hutbe
109

Selâhaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü Fethi Sonrası

Mescid-i Aksâ’da Okunan İlk Hutbe

(Tam Metin)

Mi’rac Gecesi’ne denk düşen 27 Receb 583 (2 Ekim 1187) Cuma günü Selâhaddin Eyyubi, Kudüs’e girdi. 9 Haziran 1187 Cuma günü hutbe okundu. (Ona ve askerlerine Allah rahmet eylesin)

Kudüs’ün fethinde ilk hutbeyi okuyan, Hâkimler Başkanı (Kadı’l-kudat) Muhammed bin Ali Zekiyyüddin bin Muhammed (Hicri 550-598, Miladi 1155-1201) hem hâkimler kurulu başkanlığı yapar, hem medresede ders verir, hem de Allah için cihada çıkardı.

Çok âlim, fazıl, abid bir insan olduğu gibi mücahitliği ile günümüz İslam âlimlerine örnek olacaklardan biri idi.

Bu bir tek hutbesinde 33 ayet okuyarak yine bize örnek olsun da kendi sözlerimize değil de evreni ve evrendeki bütün insanları yaratanın kelamına ağırlık vermede bize uyarı olsun.

Selahaddin Eyyubi, ilk hutbeyi okuma şerefini ona verdi.

Hutbesinde askerlere verdiği nasihatten anladığımız kadarıyla bugün yeniden Kudüs’ün fethi için bize yol gösteriyor:

Biiir- Allah’a kullukta halis bir kalp taşımalı. Onun emri ve yasağıyla, çağdaş devlet eşkıyalarının emir ve yasaklarını gönül terazisinde tartma tarafına bile gitmediği gibi kulaktan içeriye bile girmemeli.

İkiii- Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların dümen suyundan kurtulmalı.

Üüüüç- Allah Rasûlü ve onun halifeleri olan ve imanda en önde olan Ebubekir’e, Kâbe’den putları kaldıran Emir’ül Müminin Ömer’e, Kur’an’ı toplayan, iki nur sahibi Osman’a, Şirki sarsan, putları kıran Ali’ye uygun hareket etmeli. (Allah hepsinden razı olsun)

Döööört- Cihadın, ibadet olduğu hem de en faziletli ibadet olduğu hatırdan çıkarılmamalı.

Beeeeş- Büyük günahlardan uzak durmalı.

***

Mescid-i Aksâ, iki kıblenin birincisi, İkincisi Mescid-i Haram.
İki mescidin ikincisi, (İsra Sûresi’nde Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya)
İki haremin üçüncüsü, (Hadis-i Şerifte ancak üç mescide; (Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ, Mescid-i Nebevi) ibadet için yolculuk yapılacağını haber veren hadis.

***

Sevgili Peygamberimizin örnekliğinde bütün camilerde 1400 yıldır hutbeler Allah’a hamd ile başlar. Zekiyyüddin de Kur’an-i Kerim’de geçen bütün hamd ayetlerini art arda okur:

“Bütün hamdler, âlemlerin Rabbi olan Allah'adır.(Hamd) Rahmân ve Rahîm olan (Allah)'adır.

(Hamd) Ceza gününün sahibi Allah'adır.
Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz.
Bizi, doğru yola ilet.
Kendilerine nimet verdiğin (Nebiler, Sıddıklar, Şehitler ve Salih) kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıkların kine değil.” (Fatiha Süresi, Ayet 1/1-7)

 “Böylece zalim milletin arkası kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.” (En'am Suresi, Ayet 6/45)

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve nur'u var eden Allah'a aittir. Sonra kâfirler, Rablerine (başkalarını) denk tutuyorlar.
O, sizi çamurdan yaratan, sonra da belirli bir süre, koyandır. Bir de O’nun katında belirli bir süre vardır. Bundan sonra siz hâlâ şüphe ediyorsunuz.
O, göklerde ve yerde tek Allah'tır. Sizin gizlinizi de açığınızı da bilir. Kazandıklarınızın hepsini bilir.” (En’am Süresi, Ayet 6/1-3)

İnsan hayra dua eder gibi şerre de dua etmekte. İnsan pek aceleci oldu.” (İsra Sûresi, Ayet 17/11)

 

“Kuluna kitabı indiren, ona hiçbir eğrilik koymayan Allah'a hamd olsun.
Kendi katından şiddetli bir azap ile korkutması, iman edip ameli salih işleyenleri güzel mükâfat ile müjdelemesi için dosdoğru olarak (indirdi.)
Orada ebediyen kalacaklardır.
‘Allah çocuk edindi’ diyenleri de uyarmak için (Kitabı indirdi.)
Bu konuda onların da, atalarının da hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz çok büyüktür. Onlar ancak yalan söylerler.
Bu söze inanmazlarsa sen onların arkasından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin.” (Kehf Süresi, Ayet 18/1-6)

Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden kavminden gizlenir. Onu alçak bir şekilde tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Dikkat edin ne kadar kötü hüküm veriyorlar.” Nahl Süresi, Ayet 16/59)

Gökleri ve yeri yaratan, Melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a hamd olsun. Yarattığı şeylerde dilediği kadar artırır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
Allah'ın insanlar için açtığı rahmeti tutacak yoktur, O’nun tuttuğunu, O’ndan sonra salıverecek yoktur. O her şeye gücü yeten, hükmünde hikmet sahibi olandır.” (Fatır Sûresi, Ayet 35/1-2)

“Sidret'ül –Münteha’nın yanında.
Cennet’ül Meva, onun (Sidre’nin) yanındadır.
Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
Göz ne kaydı ne de saptı.” (Necm Sûresi, Ayet 53/14-17)

“Mesih de, Allah'a yakın melekler de, Allah'a kul olmaktan kaçınmazlar. Kim Allah'a kulluk yapmaktan kaçınır ve kibirlenirse Allah onların hepsini huzurunda toplayacaktır.” (Nisa Süresi, Ayet 4/172)

“Allah hiç bir çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur.
(Eğer olsaydı) o takdirde her bir ilah yarattığını alıp götürür ve birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışırdı. Allah onların tarifinden münezzehtir.
Gizliyi de açığı da bilendir. Onların ortak koştuklarından yücedir.” Mü’minun Sûresi, Ayet 23/91-92)

 “Yemin olsun ki ‘Meryem oğlu Mesih Allah'ın kendisidir’ diyenler, muhakkak kâfir olmuşlardır. De ki: ‘Eğer Allah Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek istese kim Allah'a karşı bir şeye sahip olabilir? Göklerin yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir.
Yahudi ve Hıristiyanlar, ‘Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz’ dediler. De ki: ‘Öyle ise günahlarınızdan dolayı Allah size niçin azap ediyor? Hayır, siz onun yarattıklarından bir beşersiniz. O dilediğini afv eder, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı Allah'a aittir. Ve dönüş O’nadır.
Ey ehli kitap, Peygamberlerin gönderilmediği bir zamanda, ‘Bize cenneti müjdeleyen ve cehennemden sakındıran bir peygamber gelmedi’ demeyesiniz diye, size açıklaması için elçimizi gönderdik. İşte size cenneti müjdeleyen, cehennemden sakındıran gelmiştir. Allah her şeye gücü yetendir.” (Maide Süresi, Ayet 5/17-19)

  “Kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya âyetlerimizden bazılarını göstermek için götüren (Allah, her türlü eksikliklerden) münezzehtir. Şüphesiz O, işitendir, görendir.” (İsra Süresi, Ayet 17/1)

 “Ey Peygamber, Mü'minleri harbe teşvik et. Eğer sizden, sabreden yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi mağlup ederler. Eğer sizden, yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi mağlup ederler. Çünkü onlar anlamaz bir toplumdur.
Şimdi, Allah sizde zayıflık olduğunu bildi de sizden (yükü) hafifletti. Eğer sizden, sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiyi mağlup ederler. Eğer sizden, bin kişi olursa, iki bin kişiyi Allah'ın izniyle mağlup ederler. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Sûresi, Ayet 8/65-66)

 “Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü'minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” Âl-i İmran Sûresi, Ayet 3/160)

“Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olunasınız.” (A’raf Süresi, Ayet 7/204)

 “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O her şeye galip her şeye hükmedendir.

 “İlk sürgünde ehli kitap kâfirlerini (Beni Nadr) yurtlarından çıkaran O’dur. Siz çıkacaklarını zannetmiyordunuz. Onlar da kalelerinin kendilerini koruyacağını sanıyorlardı. Allah ('ın azabı) onlara hiç hesap etmedikleri yerden geldi. Kalplerine korku saldı. Evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri, ibret alınız.” (Haşr Süresi, Ayet 59/1-2)

“Yardımıyla İslam’ı aziz kılan, kahrıyla şirki zelil kılan,
Emriyle bütün işleri evirip-çeviren,
Ona yapılan şükürle nimetleri devam ettiren,
Adaletiyle bu günleri sırayla dolaştırarak kâfirlere yavaş yavaş tuzağını kuran,
Lütfuyla sonucu müttekilerin lehine kılan,
Sayesinde kullarına ganimet veren,
Dinini, bütün dinlere üstün kılan,
Kulları üzerindeki kahrı önlenemeyen,
Yarattıkları üzerindeki zuhuru tartışılmayan,
Dilediği gibi emredip geri çevrilemeyen,
Dilediği gibi hükmedip karşı koyulamayan Allah’a hamdolsun.”

***

Dikkat ettiyseniz, hutbenin bu okuduğunuz bölümünde her cümle, Kur’an ayetlerinden iktibastır. Hutbe baştan sona ayet ve hadislerle dile gelmiştir ama hepsinin aslını yazmaya kalkarsam hutbe uzayacak.

Hutbeyi dinler gibi okuyalım:

“Dostlarını yücelten, ortaya çıkaran ve kuvvetlendiren, dinine yardım edenlere yardım eden, tertemiz evini Beytü’l Makdis’i şirkin kir ve pisliklerinden temizleyen, Allah’a yaptığı hamdi sırrının batını, açığının zahiri bildiği Allah’a hamd edenin hissiyatı gibi hamd ederim.

Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka yaratan, yaşatan ve yöneten yoktur. O tektir, ortağı yoktur, O herkesin kendisine muhtaç olduğu O’nun kimseye muhtaç olmadığı tektir. Öyle ki O doğurmamıştır, doğmamıştır. O’nun dengi de yoktur.

Tevhitle kalbini temizleyip onunla Rabbini razı edenin şehadeti gibi şahitlik yaparım.

Ben şahitlik yaparım ki Muhammed Allah’ın kulu ve Rasûlü’dür. O şüpheleri gideren, şirki çürüten, yerle bir eden, iftiraları reddeden, gece Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksâ’ya götürülen,

“Sidret’ül –Münteha’nın yanında.
Cennet’ül Meva, onun (Sidre’nin) yanındadır.
Sidre’yi bürüyen bürüyordu.
Göz ne kaydı ne de saptı” (Necm süresi ayet 53/14-17).

Allah’ın salat-ü selamı O’na ve O’nun halifeleri olan ve imanda en önde olan Ebubekir’e,
Kâbe’den putları kaldıran Emir’ül Müminin Ömer’e,
Kur’anı toplayan, iki nur sahibi Osman’a,
Şirki sarsan, putları kıran Ali’ye
Ve Peygamberin âli ve âshabı ve tâbiîn üzerine olsun.
İnsanlar, müjdeler olsun. Yüz yıla yakındır müşriklerin elinde aşağılandıktan sonra Allah, sapık milletlerden sonra Müslümanların kaybettiğini yine buranın sakinleri olan Müslümanların en uzak dileklerini ve en yüksek isteklerini geri vermeyi,
Allah adının yükseltilmesini/ezanın okunmasını,
Adının zikredilmesini,
Kudüs’ün yollarındaki şirk pisliğinin giderilmesini,
Revaklarının yükseltilmesini,
Yazılarının/desenlerini yerli yerince yerleşmesini,
Dinin direklerin üzerinde tevhidin yükselmesini,
İstediği bu yere kavuşmalarını kolaylaştırdı.
Çünkü burası, tevhit üzerine kurulmuştur,
Binası Allah’ı yüceltmek için yapılmıştır.
Öncesinde ve sonrasında temeli takva üzerine atılmıştır.
Burası, babanız İbrahim’in vatanıdır.
Peygamberiniz aleyhissalatü vessalamın miraç yeridir.
İslam’ın ilk yıllarında kendisine doğru namaz kıldığınız kıblenizdir.
Peygamberlerin uğrak yeri,
Evliyanın hedefi,
Peygamberlerin kabristanı,
Vahyin indiği yer,
Emir ve yasakların indiği konak,
Mahşer yeri, yeniden diriliş toprağı,
Allah’ın Kitab-i Mübin’inde, “Mukaddes toprak” dediği yerdir. (Mâide sûresi ayet 5/21).

Burası, Allah Rasulü’nün, “Mukarreb Melekler”ine namaz kıldırdığı yerdir.

Burası Allah’ın kulu, elçisi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve ruhu olan İsa’yı gönderdiği, Rasullüğüyle ikram ettiği, Nebiliğiyle şereflendirdiği, kulluk rütbesinden uzaklaştırmadığı,

“Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan kaçınmazlar. Kim Allah’a kulluk yapmaktan kaçınır ve kibirlenirse Allah onların hepsini huzurunda toplayacaktır” (Nisa süresi ayet 4/172).

“Allah hiçbir çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur.

(Eğer olsaydı) o takdirde her bir ilah yarattığını alıp götürür ve birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışırdı. Allah onların tarifinden münezzehtir.

Gizliyi de açığı da bilendir. Onların ortak koştuklarından yücedir” (Mü’minun süresi ayet 23/61-62).

“Yemin olsun ki ‘Meryem oğlu Mesih Allah’ın kendisidir’ diyenler, muhakkak kâfir olmuşlardır. De ki: Eğer Allah Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek istese kim Allah’a karşı bir şeye sahip olabilir? Göklerin yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir” (Maide süresi ayet 5/17).”

İsa aleyhisselatü ve’sselama, “İsa, Allah’ın oğludur” diyen Hristiyanlar, desteklediğiniz Siyonistler, “Allah’ın oğlu”nu öldürdüklerini söylüyorlar.

 

Bütün insanlık için indirilen, her ırk ve renkten Müslümanların kitabı olan Kur’ân-ı Kerim ise İsa aleyhisselam için ne güzel şeyler söylüyor değil mi?

“ Mescid-i Aksâ, iki kıblenin birincisi,
İki mescidin ikincisi,
İki haremin üçüncüsü,
Mescid-i Haram ve Medine Mescidi’nden sonra kendisine ibadet için sefer yapılan mescit,
unutulmaması için küçük parmağa ip bağlanan iki vatandan biri (Bu bir deyimmiş. Açıklaması uzun. Özetle Türkçede, “Parmakla gösterilen” anlamında),
Eğer siz, Allah’ın kulları içinden seçtiği, ülkeler içinden süzüp çıkardığı kişilerden olmasaydınız, Allah bu fazileti size özel kılmıştır ki bu yarışta kimse size yetişemez ve kimse onun şerefiyle sizinle yarışamaz.

Bu orduya müjdeler olsun ki sizin elinizden, peygamberin mucizesi, Bedir galibiyeti, Ebubekir Sıddık’ın kararlılığı, Hazreti Ömer’in fetihleri, Hazreti Osman’ın orduları, Hazreti Ali’nin düşmanları kırıp geçirmesi ile siz, İslam için yapılan Kadisiyye Savaşı’nı, Yermuk Harbi’ni, Hayber kuşatmasını, Hazreti Halid bin Velid’in hücumlarını tazelediniz.

Allah, peygamberi Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem adına sizi mükâfatların en üstünüyle mükâfatlandırsın.

Düşmanla savaşta canınızı hiçe saydığınız için size teşekkür ederim.

Kan dökerek yaklaştığınız Allah, sizden onu kabul buyursun.

Karşılık olarak size mutluluk diyarı olan cenneti size mekân kılsın.

Allah size rahmet etsin, bu nimetin kadrini biliniz ve gönülden boyun eğerek O’na itaat ediniz. Hakkıyla O’na şükrediniz.

Bu nimete sizi görevlendirdiği, bu hizmete sizi seçtiği için sizin Allah’a karşı minnet borcunuz vardır.

Bu öyle bir fetih ki, onun için göklerin kapısı açıldı.

Küfrün karanlığı fethin nuruyla aydınlandı.

Mukarrabun melekleri onunla bayram etti.

Nebiler ve Rasullerin gözleri aydınlandı.

Ahir zamanda sizin elinizle Beytü’l-Makdis’in fethini yapan ordunun içinde olmanız nimetinden başka ne olabilir.

Bir ordu ki, Peygamberden bu güne kadar ki zaman içinde kılıçlarıyla imanın bayrağını Kudüs’e çeken ordu.

Allah, sizin ellerinizle benzerlerini fethetmesi ve şehirliyle çölde yaşayanın mutlu olması yakındır.

Bu Beytü’l-Makdis, Allah’ın kitabında bahsettiği ve muhkem hitabında ayet indirdiği:

 

“Kulunu bir gece Mescidi Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya ayetlerimizden bazılarını göstermek için götüren (Allah, her türlü eksikliklerden) münezzehtir. Şüphesiz O, işitendir, görendir” değil mi?

 

Bu beyt, Yuşa’ bin Nun’un Kudüs’ü fethetmesi için Allah’ın güneşin batışını engellediği ve (mücahitlerin) adımlarını uzattığı beyt değil mi?

 

Bu beyt, kurtulması için, Musa aleyhisselamın kavmine emrettiği ve iki adamdan başka kimsenin katılmadığı, bunun için Allah’ın gazabına uğradığı ve ceza olarak Tih Çölü’ne attığı ve terk ettiği beyt değil mi?

Âlemlere üstün kılındığı halde İsrailoğullarının çekindiği yere size kararlılığınızı veren, sizden önce geçen milletlerin başaramadığında sizi başarılı kılan Allah’a hamd ediniz.

Kudüs’ün fethi için dağınık düşüncelerinizi birleştirdi.

“Amma”, “ancak”, “lakin”, “ilerde”, “muhakkak”, oldu olacak gibi sözlere muhtaç etmedi.

Allah, sizin adınızı kendi yanındaki meleklere söyleyerek kutladı.

Siz kendi hevanızın askeri iken sizi kendi askeri kıldı.

Bu beyte siz, tevhit kokusu hediye ettiğiniz, temizlik ve yüceltme yaydığınız için melekler size teşekkür etti.

Kudüs yollarındaki şirk, Teslis, pis ve açık isyan itikadını temizlediniz.

Şu anda gökyüzündeki melekler sizin için istiğfar ve rahmet diliyorlar.

Allah’ın bu hediyesini koruyunuz Allah size rahmet etsin.

Allah’ın size verdiği bu nimeti takvayla koruyun ki, kim buna sarılırsa ve onun kulpuna yapışırsa kurtulur ve korunur.

Heva ve hevesinize uymaktan, alçaklara düşmekten, geriye gitmekten, düşmandan geri durmaktan, kaçının.

Fırsatları değerlendirin, iç sıkıntılarınızı giderin,

Allah yolunda hakkıyla cihat ediniz.

Nefsinizi Allah rızası karşılığında satınız ki, sizi kullarının en seçkini kılsın.

Şeytanın sizin ayağınızı kaydırmasından, azgınlığın aranıza girmesinden sakının.

Yoksa şeytan size bu başarının keskin kılıçlarınızla, soylu atlarınızla, harp meydanında sizin güçlü kavganızla elde ettiniz izlenimini verir.

Hayır, Allah’a yemin olsun ki, bu başarı, Aziz ve Hâkim olan Allah’tandır.

Ey Allah’ın kulları, bu yüce fatihle, bol bağışlarıyla, bu apaçık yardımını size tahsis etmesiyle, Allah, sizi şereflendirdikten sonra, büyük günah işlemeyesiniz, isyanlara dalmayasınız diye ellerinizi bu sağlam ipe (Kur’an’a) bağladı.

Cihada sarılın cihada.

O sizin en faziletli ibadetinizdir,

En şerefli âdetinizdir.

Allah’ın dinine yardım ediniz ki, O da size yardım etsin.

Allah’ın dinini koruyun ki, O da sizi korusun.

Allah’ı zikredin ki O da sizi zikretsin.

Allah’a şükredin ki (nimetini) artırsın ve şükrünüzü kabul etsin.

Hastalığı bitirin, düşmanların kaynaklarını kesin, yeryüzünün geri kalan yerlerinde Allah’ı ve rasûlünü gazaplandıran pisliklerden temizleyin, kâfirliğin dallarını kesin, köklerini kazıyınız.

Bu günler, İslamî inkılâbı, Muhammedi dini ilan ediyor.

Allah-u ekber/En Büyük Allah’tır

Allah fethetti ve yardım etti.

Allah galip geldi ve kahretti.

Kâfiri zelil kıldı.

Bilin ki, bu bir fırsattır değerlendiriniz.

Bu bir avdır, yakalayınız.

Bu bir ganimettir, sahipleniniz.

Bu bir görevdir, gayretinizi ortaya çıkarınız.

Kararlılığınızı harekete geçiriniz ve askeri hazırlık yapınız.

İşler sonucuna göre, kazançlar birikimlere göre değerlendirilir.

Bu yardımsız kalan düşmana karşı Allah sizi zafere ulaştırdı.

Hâlbuki onlar sizin kadar veya daha fazla idiler.

Bire karşı yirmi kişi oldular.

Allah Teâla buyurdu:

“Ey peygamber, müminleri harbe teşvik et. Eğer sizden, sabreden yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi mağlup ederler. Eğer sizden, yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi mağlup ederler. Çünkü onlar anlamaz bir toplumdur.

Şimdi, Allah sizde zayıflık olduğunu bildi de sizden (yükü) hafifletti. Eğer sizden, sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiyi mağlup ederler. Eğer sizden, bin kişi olursa, iki bin kişiyi Allah'ın izniyle mağlup ederler. Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfal süresi ayet 8/65-66).

Allah, emirlerine uymanız, yasaklarından kaçınmanız konusunda bize yardım etti.

Ey Müslüman topluluğu, Allah, katından bir yardım ile bizi destekledi.

“Eğer Allah size yardım ederse artık sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler” (Al-i İmran süresi ayet 3/160).

Yerinde söylenen sözlerin en şereflisi,
Kelâm yayından çıkan okların en nüfuzlusu,
Sözlerin en etkilisi, fehm/akılların kendisiyle tatlandığı sözlerin en etkilisi, Bir, tek, Aziz ve Allam olanın kelamıdır:

“Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olunasınız” (A’raf süresi ayet 6/204).”

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adı ile.

“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tespih etmektedir. O her şeye galip her şeye hükmedendir.

İlk sürgünde ehli kitap kâfirlerini (Beni Nadir Yahudilerini) yurtlarından çıkaran O’dur. Siz çıkacaklarını zannetmiyordunuz. Onlar da kalelerinin kendilerini koruyacağını sanıyorlardı. Allah’ın azabı onlara hiç hesap etmedikleri yerden geldi. Kalplerine korku saldı. Evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri, ibret alınız” (Haşr süresi ayet 59/1-2).

Ey Allah’ın kulları, size ve kendime, Allah’ın emrettiklerine güzel itaat etmeyi emrediyorum ve Allah’ın yasakladığı isyanın kötülüğünden yasaklıyorum ve Allah’a isyan etmeyiniz.

Size bunları der ve kendim için, sizin için ve diğer Müslümanlar için Allah’tan af talebinde bulunurum. Siz de istiğfar ediniz.

Allah’ım, heybetine boyun eğen,
Nimetine şükreden,
Bağışladıklarını itiraf eden,
Keskin kılıcın,
Parlak ve düşmanları yakan yıldızın,
Korunan dinin muhafızı,
Haremini koruyan,
Celali,
Seyyid/fendi,
Herkese yardım eden melik,
İman kelimesini toplayan,
Putperestlerin kökünü kazıyan,
Din ve dünyanın ıslahçısı,
İslam ve Müslümanların sultanı,
Beyt’ül-Makdis’i müşriklerin elinden temizleyen,
Ebu’l-Muzaffer, Yusuf bin Eyyüb, müminlerin emirinin devletini ihya eden, kulunun saltanatını devam ettir.

Allah’ım,
Onun devletini dünyaya yay.
Meleklerine onun bayrağının etrafını kuşattır.
Hiçbir puta gönül vermeyen
Hanif dinin en güzel mükâfatını ver.
Muhammed’in din için yaptığı ve yapmaya azmettiği şeyler için şükrünü kabul buyur.

Allah’ım, İslam için onun hayatını koru.
İman için yerini doldur.
Davetini doğulara ve batılara yay.

Allah’ım, onun eliyle Kudüs’ü nasıl fethettiysen, kötü zanlıların ve belalarla imtihan olunan müminlerin zannından sonra onun eliyle yeryüzünün en yakınından en uzağına kadar yerleri fethet.

Kâfirlerin kalelerini ve ileri gelenlerini onun mülküne ver.
Onunla karşı gelen her orduyu paramparça etsin,
Her kötü cemaati parçalasın,
Art arda gelen kâfir gurupları daha öncekilerin yanına göndersin.
Doğularda ve batılarda onun emir ve yasaklarını geçerli kıl.

Allah’ım, ülkenin ortasını ve etrafını, ülkelerin etrafını güvenli kıl sakinlerini ıslah et.

Allah’ım, kâfirlerin burunlarını kır,
Açıkça isyan eden facirlerin burunlarını sürt.
Mülkünün perçemini, şehirlerin üzerine yay.
Askerlerinin bölüklerini kıtaların yollarına yay.

Allah’ım, bu mülkü/devleti, onda ve ondan gelenlerde kıyamete kadar sabit kıl.
Alnı ak çocuklarını koru, bolluk içinde kıl ve amel defteri sağdan verilenlerden kıl.
Kardeşlerini azimli ve temkinli kıl.
Bekaları için güçlerini artır.
Onun dostları ve onların dostlarına destek kararı ver.

Allah’ım, onun eliyle bu günlerde Müslümanlara gösterdiğin bu iyilikleri aylar ve yıllar boyunca da göster.

“Ona ebediyen devam edecek öyle bir mülkü/idareyi ver de müttekilerin diyarında bile olmasın” (Süleyman aleyhisselamın duası Sad süresi ayet 38/35).

“Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmeyi ve razı olacağın salih ameli yapmayı bana ilham et. Rahmetinle beni salih kullarının arasına kat” (Neml süresi ayet 27/19).

BİTTİ

İnşaallah, yeni bir hutbe hazırlığı başlamıştır.

Terceme: Mahmut Toptaş (Şifa Tefsiri Müellifi)

Paylaş:
22 Mayıs 2021