Amaçlarımız

1917 yılı İngilizlerin Kudüs’ü ele geçirmesiyle birlikte, 400 yıllık bir tarihin yok edilmeye başlanmasının tarihidir. Atalarımızın 400 yıllık çabaları neticesinde insanlık tarihine ve medeniyete armağan ettikleri muazzam kazanımların yok edilmesini

 

• Kudüs, Mescid-i Aksa ve civarındaki Osmanlı eserlerinin kayıt altına alınmasını sağlamak,
• Osmanlı eserlerinin karşı karşıya kaldığı tehlikeler yıkım çalışmaları, amaç dışı kullanılan cami ve medreseleri onarmak,
• Kayıp ve tahrip edilmiş eserlerin ortaya çıkarılmasını sağlamak,
• Kudüs ve civarındaki tarihi eserlerimizin aslına uygun olarak onarımını yapmak,
• Dünyadaki benzer kurum ve kuruluşlarla ortak projeler yapmak ve bunları koordine etmek, bu alanda öncü olmak,
• Eserlerimizin sürekliliğini sağlayan faaliyetler ve projeler yapmak,
• Kamuoyunu sürekli ve anında bilgilendirmek,

Neden Böyle Bir Çalışmaya İhtiyaç Duyulmaktadır

1917 yılı İngilizlerin Kudüs’ü ele geçirmesiyle birlikte, 400 yıllık bir tarihin yok edilmeye başlanmasının tarihidir. Atalarımızın 400 yıllık çabaları neticesinde insanlık tarihine ve medeniyete armağan ettikleri muazzam kazanımların yok edilmesini ve bölgenin kutsallığını altüst etmeye yönelik faaliyetleri önlemek zorundayız. Çünkü bölgede bulunan tarihi yapıların ve eserlerin neredeyse %70’den fazlası Osmanlı’ya aittir.

Bizler Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçıları olarak bölge üzerinde söz sahibi olmak zorundayız. Ki bu bizim uluslararası hukuk çerçevesinde bir hakkımızdır. Bu zorunluluk tarihi coğrafi ve dini bir vecibedir. Dini sorumluluklarımız bizi böyle bir çalışmaya zorlamıştır. İlk kıblemiz olan ve Kuran’da bahsedilen Mescid-i Aksa’nın korunması ve kollanması başta Türk Milleti olmak üzere tüm dünyadaki Müslümanların öncelikli görevleri arasındadır.

Çünkü Yahudiler Kudüs civarında çok gizli yürüttüğü proje doğrultusunda bölgedeki bütün tarihi ve kültürel mirası katlederek çalışmalar yapmaktadır. Ve bu kazı çalışmalarının temelinde ise Mescid-i Aksa’yı yıkarak oraya dünyanın en büyük havrasını yapma düşüncesi yatmaktadır. Hem Müslümanlar hem de dünya uygarlık tarihi açısından bu yıkımın durdurulması çok acil bir gerekliliktir.

Çünkü bölgeyi işgal altına alan gayrı meşru İsrail devleti, Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’yı çok bariz bir şekilde ve tüm dünyanın gözü önünde ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Tahrip edilen sadece Mescid-i Aksa değildir.

O bölgede yer alan diğer tarihi doku da katledilmektedir. Tüm dünyadaki Yahudilerin büyük rüyası haline gelen bu proje, bölgede yaşayan tüm etnik ve dini grupların da tepkisini çekmesine rağmen yeterli derecede gündemleştirilmediğinden engellenememekte veya tüm karşı çıkmalara rağmen yok edici çalışmalar işgalciler tarafından devam ettirilmektedir. Ayrıca bölgedeki doğal güzelliğin ve tabiatın korunmasına yardımcı olmak ve asli unsurlarının değiştirilmeden kalmasını sağlamaktır.

Neden Osmanlı Mirasına Sahip Çıkmak Zorundayız
Osmanlı mirasına sahip çıkmak demek, dünya üzerinde adaletten yana olmak demektir. Hak’tan ve hukuktan yana tavır almak demektir. Yaşadığımız coğrafya üç büyük kıtanın ortak havzası üzerinde bulunmaktadır ve dolayısıyla söz söyleyebilmek için geleneğimize sahip çıkmak zorundayız.

Bu sebeple;
1. Tarihsel amaçlı-kültürel varlığın muhafaza edilmesi,
2. Ortadoğuda söz söyleyebilme ve bölgedeki karışıklıkları gidermede rol üstlenebilme yani siyasi bakımdan özne konumuna geçebilme,
3. Dini ehemmiyeti,
Kısaca üç başlık altında toplayacağımız gerekçelerden ötürü bölgenin kaderi sahipsiz ve kendi başına bırakılamaz. Ama asıl olan dini tarafıdır. Osmanlı İslam’ın bir mirasıdır ve İslam Geleneğini temsil etmektedir. Bu mirasın temel harcı ümmettir. Ayrıca iki açıdan da ümmetin birleştirici unsurudur.

Birincisi;
Yaşanan acıların dayanışma duygusunu pekiştirmesi. Ve dolayısıyla birlikte hareket edip tehlikeyi bertaraf etmede ortak bilincin gelişmesidir.

İkincisi 

Kuran’da belirtilmesi ve özellikle vurgulanması
“ Size çevresini mübarek kıldığımız, Mescid-i Aksa..(İsra Suresi-1)” ibaresinden dolayıdır… Ümmet coğrafyası geçtiğimiz 1500 yılın 1000 yılını Emevi-Abbasi-Selçuklu-Osmanlı adıyla büyük oranda (toprak ve zaman olarak) tek çatı altında geçirmiştir. Bu anlamda Osmanlı demek ümmet demek, bölgenin ve coğrafyanın siyasi-iktisadi içtimai bütünlüğü demektir. Petrol yataklarına uzak olan bu bölgede yaşananların özü Kudüs’tür…

Yani sorun bizim için dini bağlamı dolayısıyla büyük bir öneme sahiptir.

İşgalciler içinse öncelikli olarak tarihsel ve aynı zamanda ekonomiktir. Bu noktada Osmanlı mirasına sahip çıkmak Kudüs ve civarının barış ve selamet şehri olması demektir, o yönde tavır almak demektir…